|
Girne, Kuzey Kıbrıs'ın incisi ve
gözbebeğidir. Kent ile çevresi, adanın en gözde
tatil beldesidir. Bazı söylentilere göre kent M.Ö.
X. yüzyılda Akalar tarafından kuruldu. Kurucuları
kente ülkelerindeki bir dağın adı olan Kyrenia adını
verdiler. Başka bir söylenti ise M.Ö. IX. yüzyılda
buraya yerleşenlerin ticaret kolonileri kuran
Fenike'liler olduğudur. Kentin adı Roma
kaynaklarında Corineum olarak geçmektedir. Kentin
tarihi adanın tarihi ile aynı olup, Bizans döneminde
birkaç kez Arap korsanları tarafından yağma edildi.
Kentin en ilginç tarihi eserlerinden bir tanesi
Girne Kalesi'dir. Liman boyunca Türk mutfağına ve
ülkemize özgü yemekler yanında diğer yemekleri de
sunan lokantalar, barlar ve açık hava kafeteryaları
vardır. Girne'de görülebilecek yerler arasında Girne
Kalesi, Beylerbeyi, St. Hilarion Kalesi, Hz. Ömer
Türbesi, Batık Gemi Müzesi, Bufavento Kalesi, Barış
ve Özgürlük Müzesi, Halk Sanatları Müzesi, çeşitli
kilise ve manastırlar bulunmaktadır. Girne'nin
önemli turistik yerlerinden bazı seçmeler şunlardır:
Hz. ÖMER TÜRBE VE MESCİDİ
Kıbrıs'taki önemli ziyaret ve adak yerlerinden bir
tanesi Hz. Ömer Türbesi'dir. Yapı, Girne'nin
yaklaşık 4 km doğusundaki Çatalköy'ün kıyı şeridinde
bulunmaktadır. Hz. Ömer Türbesi'nde adları
bilinmeyen 7 İslam mücahidinin türbesi
bulunmaktadır. Türbeler Muaviye ordusu
komutanlarından Ömer ile altı arkadaşına aittir.
Bunlar, şimdiki türbenin yanında şehit oldular (M.S.
647). Cesetleri buradaki bir mağaraya gömüldü. Bazı
söylentilere göre türbedeki yedi mezarın Kıbrıs'ta
İslamiyet'i pekiştirmek için "Makam Türbesi" olarak
yapıldığı doğrultusundadır. Bazı söylentilere göre
ise de Osmanlıların Kıbrıs'ı fethi üzerine
mağaradaki ceset kalıntıları çıkarılarak bugünkü
yerlerine defnedilmişlerdir. Daha sonra buraya bu
türbe ile mescit yapılmıştır. Bu nedenle türbeye Hz.
Ömer adı verilmiştir. Hz. Ömer Türbesi, 1963 Rum
saldırılarından sonra işgal edilerek talan
edilmişti. Daha sonra askeri bölge ilan edilerek
Türk'lerin türbeyi ziyaretleri yasaklanmıştı. Rumlar
tarafından birkaç kez tahrip edilen ve 1974 yılında
yıldırım isabetiyle zarar gören yapı, 1978 yılında
bilinçsizce onarım sonucu özelliğini kısmen de olsa
yitirmiştir.

BEYLERBEYİ
Girne'nin 4-5 km doğusunda yer alan mütevazi bir
köydür. Köyün nüfusu yaklaşık 500 civarındadır.
Manzarası çok güzel olan ve sakin bir yer olduğu
için Latince adından da anlaşılacağı gibi, "huzur
yeri" olarak adlandırılır. Beylerbeyi denince
insanın aklına hemen güneyindeki manastır
gelmektedir. Bir kayalık üzerine kurulan manastırın
bugünkü adı Fransızca "Abbaue de la Paix"den (Barış
Manastırı) türemiştir. Gotik sanatının bir şaheseri
olan manastır, Yakın Doğu'daki örneklerinin en
güzeli olarak bilinmektedir. Beyaz Manastır olarak
ta bilinen yapı, burada kalanların giydikleri beyaz
giysilerden dolayı böyle isimlendirilmiştir.
Bellapais'in ilk sakinleri 1187 yılında Kudüs'ü ele
geçiren Selahaddin Eyyubi'den kaçıp Kıbrıs'a göçeden
Augustinian mezhebi rahipleri olduğu bilinmektedir.
Manastırın ilk yapımı 1198-1205 yılları arasında
olmuştur. Günümüzde ayakta kalan yapının büyük bir
bölümünü Fransız Kralı III. Hugh (1267-1284) inşa
ettirmiştir. Adanın Osmanlılara geçmesinden sonra
manastırın icraatlarına son verilmiş ve kilise Rum
ortodokslara devredilmiştir. Bugün manastırın bir
çok bölümü harabe haline gelmiştir. Manastıra, kale
kapısı görünümündeki burç şeklinde mazgallı bir
geçitten girilmektedir. Giriş kapısından sonra ön
bahçeye varılmaktadır. Bundan sonra yer alan kilise,
manastırın en eski bölümü olmakla beraber orjinal
şekli ile iyi korunmuş bir durumdadır.

St. HİLARİON KALESİ
Kale bugünkü ismini Kudüs'ün Araplar tarafından
zaptından sonra Kıbrıs'a göç eden ve ömrünün son
yıllarını burada ibadetle geçiren bir azizden
almıştır. Daha sonradan, 10. yüzyılda buraya bir
kilise ve manastırın yapıldığı gözlenmektedir. Deniz
seviyesinden 700 metre yükseklikte olan St. Hilarion
Kalesi, ikiz bir burun üzerine inşa edilmiştir.
Kalenin kesin yapım tarihi bilinmemekle birlikte
M.S. 10. yüzyılda kuzeyden gelen Arap akınlarına
karşı adanın savunması ve kontrol edilmesi için
kullanılmak üzere inşa edildiği sanılmaktadır.
Bununla birlikte aynı gaye ile inşa edilen
Bufavento, Kantara ve Girne Kaleleri ile çağdaş
(aynı zamanda) olduğu tahmin edilmektedir. Kalenin
Bizans yapısı olduğu ve İngiliz Kralı Arslan Yürekli
Richard'ın 1191 yılında adayı işgal ettiğinde var
olduğuna dair bilgiler günümüze kadar gelmiştir.
Buna rağmen tarihi kaynaklar kaleden ilk olarak 1128
yılında İmparator II. Frederik'in Kıbrıs'a hükmetmek
istemesi üzerine bahsetmektedir.
Kalenin etrafını çeviren daire şeklinde 500 metre
uzunluğunda duvarlar ve 9 burç inşa etmişlerdi.
Kale, her birinin kendi sarnıcı (su deposu) ve erzak
depoları olan üç ana bölümden oluşmaktadır.
Bunlardan birincisi en alçakta kurulmuş olan Aşağı
Kale, atlarla askerler için yapılmıştır. Ana girişi
koruyan duvarlarla çevrili bir savunma yeri ile
başlamaktaydı. Orta Kale'de manastır alanı ve
Aziz'in yeri bulunmaktadır. Yukarı Kale'de ise saray
odaları, kral sarayı ve mutfak bulunmaktadır.
1489'da adayı ele geçiren Venedikliler, kaleyi
savunacak bir güce sahip olmadıklarından kalenin
Osmanlı'ların eline geçmesini engellemek için kaleyi
tahrip etmişlerdi. Bu olaydan sonra kale 1964 yılına
kadar askeri amaçlar için kullanılmamıştı. 1964'teki
Rum saldırıları üzerine, kalenin stratejik konumunu
değerlendiren Türk Mücahitleri kaleye yerleşerek
tekrar savunmaya geçtiler. 1964 nisanında kaleye
taarruz eden Rumlar bir avuç Mücahit tarafından geri
püskürtülmüştür.
Hz. Ömer Türbesi, 1963 Rum saldırılarından sonra
işgal edilerek talan edilmişti. Daha sonra askeri
bölge ilan edilerek Türk'lerin türbeyi ziyaretleri
yasaklanmıştı. Rumlar tarafından birkaç kez tahrip
edilen ve 1974 yılında yıldırım isabetiyle zarar
gören yapı, 1978 yılında bilinçsizce onarım sonucu
özelliğini kısmen de olsa yitirmiştir.

GİRNE KALESİ
Girne kalesi, Akdeniz kıyılarında Orta Çağ'dan bu
güne kalan etkileyici kalelerden biridir. Girne'nin
kuzey doğusunda yer alan kale, limana hakim durumda
ve dikdörtgen planda inşa edilmiştir. Antik
kaynaklar kaleden ilk kez İngiltere Kralı Arslan
Yürekli Richard'ın M.S. 1191 yılında Üçüncü Haçlı
seferine katılırken, Kıbrıs Kralı Isak Komnen'i
yenerek Kıbrıs'ı ele geçirmesi üzerine
bahsetmektedir. Kalenin kesin yapım tarihi bugüne
dek saptanamamışsa da kale içiyle çevresinde yapılan
araştırmalar bizlere kalenin M.Ö. III. ve II.
yüzyıllarda yapıldığını göstermektedir.
Ülkemizde var olan nadir kalıntılardan Girne
Kalesi'nin Kıbrıs'a yapılan sürekli Arap akınlarına
karşı Bizanslılarca Girne'yi savunmak için inşa
edildiği varsayılmaktadır. Girne kalesi Lüzinyan
döneminde çeşitli değişikliklere uğradı.
Vedenikliler zamanında son şeklini aldı ve günümüze
kadar o şekliyle gelmiştir.
1570 yılında Osmanlılar tarafından kuşatılan kalenin
sakinleri kalenin gücünü denemeden teslim olmuşlar
bu sayede kalenin günümüze kadar sağlam olarak
kalmasında bilmeden önemli bir rol oynamışlardır.
Osmanlı döneminde kalenin asma köprüsü yıkılarak
yerine bu günkü yeni köprü yapılmıştır.
1946 yılından sonra kale bir ara polis koleji olarak
ta kullanılmıştır. Daha sonra İngilizler tarafından
ayaklanan Rumları hapsetmek amacıyla hapishane
olarak kullanılan kale 1974 Kıbrıs Barış Harekatıyla
Türk'lere geçmiştir.
BUFAVENTO KALESİ
Bufavento Kalesi, St. Hilarion ve Kantara Kaleleri
ile birlikte adayı Arap akıncılarına karşı savunmak
için oluşturulan uyarı zincirinin bir parçasıdır.
Kale çok rüzgarlı bir tepeye kurulduğu için
"rüzgardan korkmayan" anlamına gelen "Bufavento"
adını almıştır. Kalenin tam yapım tarihi
bilinmemekle birlikte, Arslan Yürekli Richard
Kıbrıs'ı ele geçirdiği zaman bahsi geçmektedir. Bazı
söylentilere göre kendini Kıbrıs Kralı ilan eden
İsak Komnenus'un kızı bu kaleden çıkara Richard'a
teslim olmuştu. Bufavento'nun da adadaki diğer
kaleler gibi bir zamanlar Kıbrıs'ta hüküm sürmüş bir
kraliçeyle ilgili bir öyküsü vardır. Kıbrıs Templar
Şövalyelerinin egemenliğine girdiği zaman cüzzamlı
bir Bizans prensesi ve aynı hastalığa yakalanan
köpeği vardı. Prenses ile köpeği Bufavento kalesine
kapatılmışlar idi. Bir süre prenses köpeğinin
derisinin yavaş yavaş iyileştiğini fark etmiş. Bunun
üzerine prenses köpeğinin her sabah kalenin
aşağılarında bir kaynakta yıkandığını görüyor.
Böylece prenseste her sabah bu kaynağa gidiyor ve
yıkanıyor. Tamamen iyileştikten sonra kaynağın
bulunduğu yere bugün Ayios Ionnis Chrysostomos
Manastırı olarak bilinen tapınağın ilkini
yaptırmıştır.
Kale 1382-1398 yılları arasında hapishane olarak
kullanılmıştı. Bu dönemde kalenin adı Aslan Şatosu
idi. 1489 yılında ada Venediklilerin eline geçince
kale eski önemini yitirmişti. Venedikliler adanın
savunması için daha çok deniz kenarındaki kalelere
önem vermişlerdi.

BATIK GEMİ MÜZESİ
Girne Kalesinde sergilenen batık, günümüze kadar ele
geçen gemi batıkları arasında en eskisi olarak
bilinmektedir. Akdeniz'de İskender'in ölümünden
sonra kurulan Helenistik Krallıklara ait donanma
gemilerinin dolaştığı dönemlere aittir. İlk olarak
1965 yılında bir sünger avcısı tarafından Girne
kıyılarından 1.5 km açıkta, suyun 3 metre
derinliğinde farkedilmiş, Pennsylvania Üniversitesi
tarafından çıkarılan bu batık bugün müzede ziyarete
açıktır. Bu müze Girne Kalesi'nin doğusunda bulunan
Lüzinyan devri muhafız odalarının düzenlenmesi
sonucu 3 Mart 1976 tarihinde ziyarete açıldı.
Akdeniz'de seyretmiş olan bu yaşlı tekne M.Ö. 300
yıllarında açık denizde tutulduğu fırtına nedeniyle
batmıştır. Batıkta ele geçen badem kalıntılarına
uygulanan karbon 14 testleri M.Ö. 288 tarihini
vermiştir. Geminin yapıldığı keresteye uygulanan
karbon 14 testleri ise geminin M.Ö. 389 yılında
yapıldığını, başka bir deyişle battığı zaman 80'li
yaşlarda olduğunu göstermektedir. Gemide bulunan
eşyalar geminin bir ticaret gemisi olduğu ve son
seferinde dört kişilik bir mürettebatı olduğunu
göstermektedir.
|