Kıbrıs Anlaşmazlığının 40 Yıl Sonra Geldiği Nokta

 
İsmail Tansu
   

      İsmail Tansu

BUNDAN SONRA DA ÇÖZÜM İŞKENCESİNE TAHAMMÜL EDİLEBİLECEK Mİ?
O ÇÖZÜM MARATONU KOŞUSUNA, DEVAM MI TAMAM MI?
 
 
Makdeonya Kralı İskender, kan gölüne dönmüş savaş meydanında dolaşırken kendine sorguya çekercesine yanındaki Hocasına sorar;
-“Aristo bunun anlamı nedir? diye
Aristo bu soruya şu yanıtı verir: -“ZAFER yada HİÇ”
 
İşte bundan dolayı; nihai getirisi  kazanma yolunda ödenen bedeli karşılamayan zaferlerin; siyasi ve tarihi literatürdeki manzarası  meydanda zafer gözükür ama daha geniş bir perspektiften bakıldığında bir hezimettir.
                İngiltere’nin Kıbrıs’tan çekileceğini açıklamasının ardından; uluslararası gündeme outran ve 60 yıldır gündemde olan Kıbrıs davasının tarihte eşine az rastanır ilginç tarfaları da vardır. Bu dava; Kıbrısta’ki Türk varlığına son vermek için yapılanları gösteren, senaryosunu İngiltere’nin yazdığı  dramatik ve trajik oyunun sahneleri gibidir.
Bu oyunun, ilk sahnesinin perdesi, Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Papaz MAKRIOS tarafından, İngiltere’nin kurdurtmuş olduğu Türk Rum Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin; Türk Cumhuriyeti’nin kanadına yapmış olduğu darbe ile başlamıştır.
Ancak; bu hain ve alçakça girişilen hareket karşısında birden bire mucizevi şekilde ortaya çıkan TMT tarafından geri teptirilmiştir. Böylece de; Kıbrıs Türklerinin 11 yıl süren Milli Kurtuluş, Özgürlük ve İstiklal Mücadelesi sonunda Kuzey Kıbrıs’a egemen, bağımsız ve anasının ak sütü gibi helal bir TÜRK YAVRUVATAN’I doğmuştur.
Ortadoğu’daki statüsüyle Kıbrıs ve Anadolu’dan gözlerini ayırmayan emperyalist devletler; Kıbrıs Türkleri’nin taraflarca çözüm şeklini beğenmemişler; taraflar arasında yapılacak müzakerelerle Türk – Rum topluluğu tek egemen devlet çatısı altında birleştirmişlerdir.
Davanın bundan sonraki sürecinde yaşanan olaylar ve beklentiler geçmişte tarihe damgasını ibretlik bir şekilde damgasını vurmuş Pirus Savaşı ile adeta bir paralelik arz etmektedir.
Çünkü; Türk tarafının milli politikasında belirtilen hedefe ulaştırma zaferi Batı Emperyalizmin hoşuna gitmemiş ve Kıbrıs’ta yeniden bir Türk egemenliğinin oluşmasına fırsat ve imkan vermemek için diplomatik  bir yola başvurarak; bu defa Kıbrıs sorununun yeniden çözümlenmesi için taraflar arasında müzakereyi ön gören bir öneride bulunmuştur. İşte bu öneri; Kuzey Kıbrıs Türk devletini belirsiz ve karanlık bir sürece başlanılmasına neden olmuştur.
Zamanın barışçılığı ile ünlü hükümetimiz bu öneriyi kabul edip etmemesi konusu davanın son derece kritik bir noktasını teşkil etmiştir.
Kıbrıs Milli Davamızda, mevcut hükümetin hatası yalnızca bundan ibaret değildir. 1974 yılında bu defa ENOSİS’i  gerçekleştirme hareketi karşısında aldığı Kıbrıs’a askeri müdahelede aldığı  kararlar da 40 yıldır onarılamayan bir hata olarak tarihteki yerini almıştır. Çünkü; Kıbrıs’a çıkan Türk askerlerinin Rumları hezimete uğratıp; Ada’nın tamamının işgaline saatler kala düşmanların ateş kesilmesi talebini kabul etmesi de kazanılan zaferi tehlikeye sokmuş ve böylelikle diplomatik zayıflılık göstererek insiyatifi düşmanlara kaptırmıştır. Kördüğüme dönen  Kıbrıs Sorunu bu hatalar nedeniyle müzminleşerek günümüze kadar gelmiştir.
Ayrıntılarına girmeyeceğim; Kıbrıslı soydaşlarımızın ne badireler atlatarak, ne engeller aşarak, canları pahasına istiklallerine kavuştukları ve Kuzey Kıbrıs’a egemen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurdukları malumdur.
YAVRUVATAN olarak nitelenen, O devleti  etkisiz hale getirmeye çalışan batının emperyalist  devletlerinin türlü entrika ve ihanetlerine tanık olmuştur. O ihanetlere sebep olan; barışılık politikası ile ünlü devlet adamlarımız, emperyalizmin söz konusu oyunları karşısında milli diplomasi dersindne sınıfta kalmıştır.
Yazıma son vermeden önce, birkaç ilginç noktaya dikkat çekmek istiyorum: Rum Yönetimi, 30 yıl boyunca çözüm müzakerelerinden her defasından kaçmasına ek olarak; ANNAN Planı Referandumu’nu da sabote etmiştir. Planın ardından 4 yıl sonra, zorla oturtulduğu müzakere masasında 4 yıl boyunca yaptıkları oylamadan sonra müzakereleri çıkmaza sokmuşlardır. Bunun üzerine; dönemim Başbakanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN, 2013 yılı Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Açılış oturumunda Rum Yönetimi’nin tutumunu hedef göstererek; “Bizim de tahammülümüzün bir sonu olduğu bilinmelidir.” uyarısında bulunmuştur. Bunun üzerine Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri BANK-I MOON meseleye el atmış ve Rum Yönetimini müzakere masasına oturtturmuştur.
Müzakerelerin başlamasının üzerinden 10 ay geçmesine ragmen, bir ilerleme olmadığını ve  her geçen gün müzakerelerin tıkandığını gören Sayın ERDOĞAN; Cumhurbaşkanı seçildikten sonra yaptığı ilk konuşmalardan birinde “Çözümsüzlük çözüm değildir” demiştir. Bunun üzerindne çok geçmeden Rum Lideri Nikos Anastasiadis bir bahane ileri sürerek 08 Ekim 2014 günü müzakerelerden çekildiğini açıklamıştır.
Bu açıklama uluslararası arenada şaşkınlık ve tarafalar arasında telaş uyandırmıştır. Kararı takip eden  süreçte bazı beyanetler verilmiş ise de bundan sonra durumun nasıl gelişeceği  belirsizliğini korumaktadır.
Şimdi bizlerin merak ettiği şudur: Davanın karşı tarafında olanlar ne düşünürler,bizim hükümetimiz nasıl bir adım atacaktır? Tahammülleri ve sabırları tükenecek de; çözümsüzlüğün çözüm olabileceğine hükmederek “Bizim zaten 40 yıl önce sorunumuz çözümlenmiştir; bizim açımızdan bu dava sona ermiştir.” diyecekler mi, demeyecekler mi?
Bir başka deyimle; Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Milli Politikası’na kazandırılmış 1974 Zaferi kalıcı olup anlam bulacak mı, yoksa; şimdiye dek olduğu gibi belirsizlik yolunda hiç olmaya devam edecek mi?
Sevgili Kıbrıslı kardeşlerimin “Müdafaa ve Muhafaza etmemizin birinci vazifemiz olan İstiklal ve Cumhuriyet Bayramı’nın 31. yıl dönümünü yürekten kutlarım.
Saygı ve Sevgilerimle…
( E ) Alb. İsmail TANSU                                                                                                          
Ankara; 12  Kasım 2014

Sayfamızı Paylaşın:

Etiketler:

Sayfa Yorumları (0 )
  • ...

Yorum Ekleyin