Kıbrıs'ta Havanda Su Dövmek

 
Hakan İkizer
   

      Hakan İkizer

 28 Haziran 2017 tarihinde Cenevre Crans Montana’da yapılacak Kıbrıs müzakerelerinde herhangi olumlu bir gelişmenin olması beklenmemektedir. Kıbrıs Rum Yönetimi ile Yunanistan’ın her zamanki inatçı ve ısrarcı tutumları ve Kıbrıs Türk halkına karşılık azınlık statüsü tanımaları, Enosis plebisitinin Kıbrıs Rum Meclisince kabul edilerek ilkokullarında yaygınlaşmasından sonra, Kıbrıs Türk halkının da ilhak konusunu dillendirmesi üzerinde önemle durulmalıdır. Kıbrıs’lı Rumların Yunanistan’a bağlanması demek olan Enosis emellerine karşılık, Kıbrıslı Türklerde ilhak demek olan Türkiye’ye bağlanması kaçınılmaz olarak ortada görülmektedir.

 

    Cenevre’de garantör devletler olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de katılacakları müzakerelerden ümitvar bir durum beklentisi içinde olmak son derece imkânsız gibi görünmektedir. Herkes konuyu kendi tarafına çekmek için görüşmelere farklı cephelerden bakacakları, görüşmeleri değişik açılardan değerlendirecekleri, kendi çıkarlarını dikte edecekleri açıktır.

 

    Her zaman olduğu gibi bu görüşme ve müzakerelerden de her iki tarafı ve garantör ülkeleri biraya getirmek uzlaştırmak son derece zor hatta imkânsız bir durum ortaya çıkacağı aşikârdır. Yani deyim yerindeyse havanda su dövmekten öte bir durumun ortaya çıkması beklenmemektedir. Rumları gayet iyi tanıdığım ve aralarında İngiliz Hükümeti zamanında devlet memuru bir vatandaş olarak Rumlarla birlikte posta dairesinde çalıştığım için inatlarından vazgeçebileceklerini beklememekteyim.

 

    Hele Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis’in ısrarcı, inatçı tutumu ve yakında yapılacak olan başkanlık seçimlerinde adaylığının tekrar gündemde olduğu dikkate alındığında, Kıbrıslı Türklere karşı herhangi bir yumuşama ve yakınlık göstererek, Kıbrıslı Türklerin hak ve hukuku için olumu bir tavır sergileyebileceğini düşünemiyorum. Kaldı ki halen Kıbrıs Türk halkını bir azınlık olarak görmekte ve en küçük bir taviz için olmadık zorluklar çıkarmaktan da çekinmemektedir. Böyle bir kişilikle anlaşmak, uzlaşmak, biraya gelmek, sorunlara çözüm bulmak son derece zor hatta imkânsız gibi görülmektedir. Kıbrıs Rum ve Yunanistan tarafı Kıbrıs adasının tamamına hakim olmak için Kıbrıs’tan 0 asker 0 garantiler üzerinde ısrarlarını devam ettirmektedirler.

 

    Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı da garantörlük ve askerlerin adadan çekilmemesi için yapılacak müzakerelerde şart olduğunu belirterek, aksi taktirde müzakerelerin devam edemeyeceği ısrarındaki görüşlerinden geri adım atmamaktadırlar. Bu iki konu Kıbrıs Türk halkının hayat memat sorunu olarak görülmektedir. Bundan vazgeçmek demek Kıbrıs adasının tümünü Yunanistan’a vermek demek olacaktır. Bununla da kalmayacak, Türkiye’nin Ege ve Güney Anadolu’nun Akdenizde’ki adalara ve kayalıklara Yunanistan iştahını daha da kabartmış olacaktır.

 

    Adada tek taraflı olarak doğalgaz ve petrol arama çalışmaları söz konusu edilmemeli, buna göz yumulmamalıdır. Aynı durum hidrokarbon yatakları için de söz konusudur. Türkiye’siz Kıbrıs sorunu çözülemez, anlaşma sağlanamaz. Kalıcı barışın her iki tarafın kesinlikle anlaşmasına bağlı olduğu dikkate alınmalıdır.

 

    Kıbrıs’ta Rum ve Yunan tarafı adada federal ve üniter bir devlet yapısı üzerinde ısrarını sürdürmektedir. Kıbrıs’ta Türk halkı ve Türkiye konfederal bir yapı üzerinde durmalı, olmadığı taktirde KKTC devleti varlığını sürdürmekte ve tanınmakta ısrarcı ve aceleci davranmalıdır.

 

    İsviçre’de Kıbrıs ile ilgili son gelişmelerin yapıldığı dikkate alınarak bir anlaşmaya varılmadığı taktirde her iki taraf olarak kendi devletlerini yaşatmaya devam etmeli ve bundan böyle müzakerelere kesinlikle son verilmelidir. 

 

    Özellikle belirtmek gerekirse Kıbrıs’taki Türk halkının barış ve huzurun korunması ancak Türk askeri varlığının adada devamlı olarak bulundurulması ile sağlanmış olacağı düşünülmektedir.

 

    Son olarak Kıbrıs için yakında yapılacak olan İsviçre’deki Crans Montana’da olumlu bir sonuca varılamaması halinde, artık müzakerelere her iki tarafça da son verilerek bir yarım asır daha müzakereleri sürdürmenin anlamı kalmamaktadır. Kıbrıs’ta iki ayrı devlet, kuzeyde Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti ile Güneyde Kıbrıs Rum Devleti’nin özgür ve bağımsız devletler halinde yaşamlarını sürdürmeleri en son çare olarak görülmektedir.


21 Haziran 2017
Hasan İKİZER
hasan_ikizer@hotmail.com

Sayfamızı Paylaşın:

Etiketler:

Sayfa Yorumları (0 )
  • ...

Yorum Ekleyin