KKTC Devletinden Vaz mı Geçiliyor

 
Hakan İkizer
   

      Hakan İkizer

Kıbrıs’ta uzun süredir yapılan müzakerelerden pek de tatminkâr edici sonuçların ortaya çıktığı söylenemez. Her iki tarafın sürdürdüğü müzakerelerden ana konuların ortaya atılıp konuşulduğu, tartışıldığı, anlaşmaya varıldığı, nelerin anlaşıldığı, hangi konularda anlaşmaya varılamadığı açık ve seçik bir şekilde Kıbrıs halkına veya Hükümetlere açıklandığı, tartışıldığı veya duyurulduğu bilinmemektedir.

 

    Yarım yüzyıla yakın bir zamandır Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti varlığını sürdürmektedir. Kıbrıs Türk Halkı nelerin var olup bittiğinden habersiz büyük bir heyecanla sonucu beklemektedir, hakları da vardır.

 

    Ancak belirtmiş olalım ki kuzeyde de güneyde de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletinden Rumlarda Türklerde özellikle siyasetçilerin ve üst düzey yöneticilerin çoğunluğu konuyu ağızlarına dahi almaktan çekinmektedirler. Bir Devlet kurmuş halkoylaması yapmış (Referandum) Kıbrıs Türklerinden Rum siyasetçileri de Türk siyasetçileri de halen Kıbrıs Türk Halkını toplum diye nitelemektedirler. Çekinmeseler aşiret, azınlık, toplum üzerinde anlaşacaklardır nerdeyse. Uzun süredir Devlet kuran ve yöneten Kıbrıs Türk halkına bu gibi sözcükleri yakıştırmak, kullanmak, ne Kıbrıs Türklerine ne de Kıbrıs Rumlarına yakışmaktadır. Varlığını kanıtlamış olan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletini kuran Kıbrıs Türk halkı bundan üzüntü duymaktadır.

 

    Her ne kadar dünyada KKTC Devletini tanıyan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Bangladeş Devleti olmuş ise de, arkasından Pakistan’ın tanıması beklenirken ABD’nin baskısı ile Bangladeş tanımasını geri almış, Pakistan’da tanımaktan vazgeçmiştir. Tanıma konusunda T.C. Hükümetleri de KKTC Hükümetleri de  bu konuda ne yazık ki geç kalmışlardır.

 

    Geçenlerde BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nın açıklamaları da Kıbrıs anlaşmazlığına tuz biber ekmiştir. Neymiş efendim “garantiler çağ dışı imiş” açıklamalarında bulunmaktan çekinmemiştir. İngiltere, Türkiye ve Yunanistan arasında yapılan garantörlük antlaşmalarını tanımamaktan söz ediyor. Bir Danışmanın bu konuda olumsuz söz etmesi hakkı ne dereceye kadar doğrudur. Derhal KKTC’nin ve Türkiye’nin bu danışmanla görüşmeleri durdurması ve görevinden alınması için gerekli girişimlerde bulunması gerekirdi.

 

    Türkiye’nin Kıbrıs konusunda garantörlüğünün olmaması veya kaldırılması halinde KKTC Devleti’nin çok kısa bir zamanda ortadan kaldırılabileceği anlamına gelmektedir ki, bu asla kabul edilemezdir. Eide boyunu aşmıştır.

 

    ABD Devleti’nin yapmış olduğu bir hata ise, Magosa’nın hemen yanında Maraş’ın varoşlarında bir mahalleyi Sayın Denktaş’ın yerleşime açması üzerine, derhal baskı yaparak çok kısa bir süre içinde yerleşimin kaldırılması konusunda olmuştur. Her konuda olduğu gibi Kıbrıs Konusunda da ABD Türkiye’ye elinden geldiği baskıyı ve zorluğu göstermektedir. 

 

    Kıbrıs’ta Rumlarla birlikte müzakereleri yürüten yüksek kurullar ve danışmanların Kıbrıs Türk Hükümeti arasında uzlaşma gerekirken, aksine bazı konularda anlaşmazlığın ve birlikteliğin sağlanamaması konusu üzerinde önemle durulmalıdır. Yüksek  kurullarla Hükümet arasında sıkı bir işbirliği ve görüşülen konular hakkında gerekli bilgiler Başbakan veya Bakanlar Kuruluna zamanında verilerek gereken açıklamalarda bulunulması ve önerilerin  görüşülmesi sağlanmalıdır.

 

    ABD’ye giden Kıbrıs, Türk ve Rum Cumhurbaşkanları Sayın Akıncı ile Anastasiadis yetkililerin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon ve diğer yetkililerle yapmış oldukları görüşmelerin olumlu yönde ilerlediği konusunda bilgiler alınmaktadır. İnşallah her iki tarafta görüşmeler konusunda bir uyum içinde olmuşlardır.

 

    Bu arada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin deneyimli ve uzun süre Dışişleri Bakanlığı yapmış olan Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun İslam İşbirliği Teşkilatı yetkilileri ile görüşmelerde bulunarak Kıbrıs konusu ile ilgili aydınlatıcı bilgiler sunması, konferanslar vermesi ve akabinde ABD’ye giderek görüşmelerde bulunması çok yerinde bir hareket olmuştur. İzolasyonlar ve ambargoların KKTC Devletinin üzerinden kaldırılması gerektiği üzerinde de durmuştur.

 

    Kıbrıs Rumları ve Yunanistan’ın Kıbrıs Türk Halkının hiçbir önerilerine olumlu yönde yaklaşmadıkları, her konuda kendi arzularının gerçekleşmesi yönünde direndikleri, ısrar ettikleri, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu ortağı olan Kıbrıs Türklerinin hak ve hukukunu Cumhuriyeti yıktıklarından sonra tanımadıkları Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasına gerekli saygıyı göstermedikleri ve anayasayı çiğnedikleri ve değiştirdikleri, Kıbrıs Türk halkının hak ve hukukunu tanımadıkları ve Kıbrıs Türklerini bir azınlık toplum olarak nitelendirdikleri bilinen bir gerçektir.

 

    Kıbrıslı Rumlar yapılan antlaşmalar gereği Kıbrıs Türk Güvenlik Güçlerinin yasal olarak Kıbrıs’ta olmasını çekemedikleri, ayrılmaları veya azaltılması yönünde ısrarcı oldukları, garantör devletler olan Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın garantörlüklerinin kaldırılmasından yana oldukları, Kıbrıs Türk Haklının hak ve hukukunu tanımadıkları, anlaşmadan yana olmadıklarını her yönü ile dile getirmektedirler. Kıbrıs’ta bulunan Türk Güvenlik Kuvvetlerinin çekilmesi veya azaltılması söz konusu dahi edilmemelidir.

 

    Kıbrıs’ta iki ayrı ulusun bulunduğu gerçeğini benimsemedikleri Kıbrıs Türkleri ile hiçbir zaman anlaşma yönünde olumlu adım atmadıkları, bundan dolayı Kıbrıs Türk halkı ve Kıbrıs Rum halklarının ayrı ayrı kendi bulundukları kesimde iki ayrı devlet şeklinde bağımsız olarak kendi devletlerini kurdukları gerçeğinden hareket ederek en son anlaşmada Kıbrıs’ta iki ayrı devlet şeklinin en iyi çözüm şekli olduğu gerçeği üzerinde durulması bize göre tek çözüm şekli olarak görülmektedir.


Hasan İKİZER
hasan_ikizer@hotmail.com

Sayfamızı Paylaşın:

Etiketler:

Sayfa Yorumları (0 )
  • ...

Yorum Ekleyin