Ali Fikret Atun
   

      Ali Fikret Atun

Bağımsızlık ve Cumhuriyet ulusal varlığımızın temelidir.

Ulusal varlık ise Türk ulusuna aittir. Bu en değerli varlığı

muhafaza ve müdafaa etmek vazifesi millete aittir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

                                                                                

Çağdaş bir devlet, genel olarak, az veya çok, siyasi bir düşünce yapısına sahip, ayni kültürü ve ortak değerleri paylaşan insanlar tarafından, sınırları belli bir toprak parçası üzerinde halkını korumak üzere kurulan ve faaliyet gösteren bir siyasi örgüttür. (2)

29Ekim1923’de, Mustafa kemal Atatürk’ün kurduğu T.C. Devleti, Türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlık inancının anıtlaşmış bir eseri olup sığındığı ve gelecekte sığınacağı en güvenli limanıdır.

T.C. Devleti, ülkenin bölünmezliğini; milletin birliğini ve bütünlüğünü; halkının can ve mal güvenliği ile kamu düzeni, asayiş ve adaleti sağlamak; ülkede halkın güven, huzur ve refah içerisinde bir yaşam sürmesini temin etmekle yükümlüdür. Bunun yanı sıra, , ülkeye içeriden ve dışarıdan vukuu muhtemel her türlü tehdit ve tehlikeye karşı ulusun güvenliğini sağlamak T.C. Devleti’nin en başta gelen vazifesidir. Bu bakımdan, birbirleri ile bağlantılı olan ve hayati önem taşıyan bu değerler devletin varlık nedeninin temel taşlarıdırlar. Kısaca devlet ulusal güvenlik ve beka olmak üzere iki temel taşın üzerine oturmaktadır.

Hal böyle olunca, ulusal güvenlik ülke meselelerinin en başında yer alır ve ulusal güvenlik kavramı, bir devletin ve ulusun varlığı, milli kalkınması, politik, sosyal, ekonomik, askeri v.b. alanlarda kaydettiği ilerleme ve refaha ulaşması ile eş anlam taşır.

Çünkü ulusal güvenliğin sağlanamadığı bir ülkede siyasi bağımsızlık, insan hak ve özgürlükleri, ekonomik kalkınma ve halkın refahı sürekli hasım güçlerin tehdidi ile karşı karşıya kalacaktır.

Bu nedenle Türkiye’nin egemenliği, toprak bütünlüğü, milli birliği ve ulusal güvenliği her şeyden önce gelmekte ve paha biçilmez bir değer taşımaktadır. Bu bakımdan, Türkiye’de ulusal güvenliğin sağlanmasından önce gelen ve ondan daha önemli hiçbir şey yoktur. Şurası bir gerçektir ki, bir ulus, kendisi için hayati önem taşıyan kimliğinden ve ulusal güvenliğinden önce başka şeylere daha çok değer ve önem verirse özgürlüğünü kaybedecektir. İşin ilginç tarafı, eğer ulusun değer verdiği şeyler konfor ve para ise onları da kaybetmesi kaçınılmaz olacaktır.(3)

Mareşal B. L. Montgomery, “ A History Of Warfare” adlı eserinde (1968, s: 25) aşağıdaki tarihi olaya değinmektedir:

“Şehir devletlerinin kurulduğu milattan önceki (MÖ) dönemde, Isparta Şehir Devleti’nin askeri şöhretinin doruğa ulaştığı bir zamanda Ispartalılar Delphi’de (Yunanistan’da Korint Körfezi’nin kuzey kıyısında bir antik kent) oturan bir kâhine bir temsilciler heyeti göndermişler ve mağrur bir şekilde – Isparta’ya zarar verebilecek bir şey var mıdır? Diye sormuşlar.

Gecikmeden kâhinden cevap gelmiş – Evet, lüks hayat.”

Bu tarihi olaya, Mareşal Mongomery şu yorumda bulunmuştur: “ bu kehanette her şey doğrudur. Eğer bir ulusun fertleri yersiz, sebepsiz, lüzumsuz ve anlamsız bir şekilde lüks hayat sürmeye başlar ve o ulus bekasını (varlığının devamı), ihmal ederse yok olur.”

Bu durumda, ulusal güvenliğin ve ulusun bekasının sağlanmasından başta cumhurbaşkanı olduğu halde, siyasi partilerin, devletin ve özel sektördeki kurum ve kuruluşların, sivil toplu örgütlerinin (STÖ), kitle iletişim vasıtalarının, T.C. kimliğini taşıyan her vatandaşın ağır sorumlulukları olduğu; bütün gayretlerini ulusal güvenliğin sağlanması ve ulusun varlığının devam ettirilmesine üzerinde odaklamaları; anılan değerlere zarar verecek ve onları tehlikeye sokacak söylem ve eylemlerden özenle kaçınmaları gereği izaha yer bırakmamaktadır. T. C. Devleti ile Türk ulusu, ulusal güvenlik, ekonomi ve adaletten oluşan, üç ana direk üzerine oturmaktadır. Milli eğitim bu yapının harcıdır. Bunlar kopmaz bağlarla birbirlerine bağlı olup onları birbirlerinden ayrı olarak düşünmek mümkün değildir.

Ulusal güvenlik konusunda araştırmalar yapan bilim adamları ve yazarlar, bu konuyu değişik faktörlere dayandırmaktadırlar. Bunlar içerisinde ülkenin askeri gücü ve askerlerinin morali; bilim adamları ile mühendislerinin bilgisi, yetenekleri, yaratıcılık gücü; askeri ve sivil liderlerinin karakter yapıları ile yönetim kabiliyetleri; diğer ülkelerle bağlantılı olarak ülkenin coğrafi mevkii; uluslararası ilişkileri ve ekonomik gücü en önemli faktörler arasında sayılabilir. (4)

Devletin savunma gayretleri ile yönetiminin kilit taşını oluşturan “Ulusal Güvenlik ve Siyaset Belgesi” Milli Güvenlik Kurulu’nda askeri ve sivil yetkililerin, birbirlerini çok iyi anlayarak ve birbirlerinin fikirlerine karşılıklı saygı duyarak, eşgüdüm içinde hazırladıkları bir belgedir.

Milli Güvenlik Kurulu, ülkenin varlığına yaşamsal tehdit ve tehlike olarak gördüğü etmenleri; ülkenin iç ve dış dinamiklerini ilgilendiren tarihi, coğrafi, ekonomik, askeri, sosyal, kültürel, psikoloji, etnik v.b. birçok faktörü göz önünde bulundurarak hazırladığı Milli Güvenlik Ve Siyaset Belgesi’ne bağlı olarak askeri ve politik senaryolar üretip, savunma stratejileri oluşturur. (5)

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Ulusal Güvenlik Ve Siyaset Belgesi ve savunma stratejileri çerçevesinde Türk ulusunun güvenliğinin ana direği; T.C. Devleti’nin egemenliğinin, ekonomik kalkınması ile vatandaşlarının refah seviyesinin yükseltilmesinin koruyucu kalkanıdır. Milletinin sevgisine, saygısına, güvenine ve desteğine mazhar olarak TSK, kurulduğu. M.Ö. 209’dan beri (6), hayatı pahasına, bu kutsal görevi yerine getirmektedir. 

Bugün hala çoğu kişi, ulusal güvenliğin sadece ordunun silahlı hazırlığı olduğu kanaatini taşımaktadır.

Yirmi birinci Yüzyılda uluslararası terörizmin hızla tırmanışa geçmesi ve çok tehlikeli bir boyut kazanması, yasa dışı göç hareketleri ile örgütlü suçlarda gözlenen artış, kitle imha silahlarında meydana gelen yayılma ve çoğalma eğilimi, siber alanda ortaya çıkan tehlikeler, açık denizlerde görülen korsan faaliyetler, enerji nakil hatlarının güvenliği v.b. tehditler karşısında ülkenin ulusal güvenliği ile savunulmasını, ulusal sınırların dışından başlamasını zorunlu hale getirmiştir. Bu durumda ülkenin çok boyutlu ve oldukça karmaşık bir durum arz eden ulusal güvenliğine salt askeri, ya da ekonomik açıdan yaklaşmak bizi doğru sonuçlara ulaşmaktan alıkoyar. (7)

Her geçen gün yeni bir boyut kazanan ve biraz daha karmaşık hale gelen ulusal güvenliğin sağlanması, askeri unsurların yanı sıra siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik, teknolojik v.b. unsurların eşgüdüm içerisinde planlanarak, önceden belirlenmiş milli hedefleri gerçekleştirecek şekilde icra edilmesini kaçınılmaz kılmıştır. Ulusal varlığın devam ettirilebilmesi ve ulusun güvenliğinin sağlanabilmesi, milli gücün sahip olduğu olanak ve yeteneklerine bağlıdır.

Her geçen gün biraz daha kalkınan, büyüyen ve gelişen Türkiye, dünyadaki küresel güçlerin rekabeti, hat ta, tehdidi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Türlü hileli oyunların oynandığı, türlü düşmanlıklar ile kötülüklerin yaşandığı bu rekabet ortamında hiçbir devlet adamı ulusun güvenliğini tehlikeye sokacak adım atmaz. Bu bakımdan devleti yönetmekle yükümlü siyasi ve askeri liderlerin dikkatleri ve gayretleri ulusun bekası, ulusal menfaatlerinin korunması ve ulusal güvenliğinin sağlanması üzerine odaklanmalıdır.

Sonuç.

Herhangi bir devlet, bekasını (varlığının devamı) ve ulusal güvenliğini var olan olanak ve yetenekleri ve dünyada geçerli kabul edilen güçlü bir devlet yapısına sahip olmakla sağlar. Bir zamanlar büyük imparatorluklar kuran fakat zaman içinde ulusal güvenliklerini ihmal eden Kartaca, Roma, Bizans gibi ulusların kül ve toprak olduklarını tarih gözler önüne sermektedir. Bu nedenle denilebilir ki, bir ülkenin en büyük gücü laik, demokratik, sosyal hukuk devleti yapısı ile kamu ve özel kurum ve kuruluşlarının birlikte çalışarak meydana getirdikleri istikrarlı, güçlü ekonomisinde ve bu paha biçilmez değerleri savunan, harbe hazırlık derecesi ile muharebe etkinliği ve muharebe kabiliyeti çok yüksek güçlü ordusunda saklıdır.

Ordunun harbe hazır hale getirmesinden ve ulusal güvenliğin sağlanmasından Cumhurbaşkanı ile Bakanlar Kurulu sorumludur.

Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehlikeye düşürecek ve ona onarılmaz zararlar verecek davranışlardan özenle kaçınmak, Türkiye’nin nimetlerinden yararlanan her vatandaşın boynuna borçtur.

 

Dip Notları:

  1. Milli Güvenlik, “devletin anayasal düzeninin, milli varlığının, bütünlüğünün, uluslar- arası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomi dâhil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her Türlü tehdide ( çevre kirliliği, nüfus artışı, bölgeler arası göç v.b. dâhil) karşı korunması ve kollanması” şeklinde tarif edilir. ( Em. Orgeneral Doğan Beyazıt, MGK kavramı ve gerçekler, Ulusal Strateji, Kasım-Aralık2000.
  2. Doç. Dr. Ulvi Keser, Adalar Denizi’nden Kıbrıs’a, Akdeniz ve Sorunları, 2012, Motif Matbaacılık, Ankara. s: 392.
  3. Doç Dr. Özcan Yeniçeri, Türklüğün Geleceğini Yeniden İnşa Etmek. Ya Da Stratejik Türkçülük; 21nci Yüzyıl’da Türk Dünyası Jeopolitiği, Derleyen, Prof. Dr. Ümit Özdağ, Dr. Yaşar Kalafat, M.S. Erol, ASAM Yayınları, 2003, Ankara. s: 44
  4. CharlesJ. Hitch And Ronald N. Mc Kean, The Economic Of Defense In The Nuclear Age, 1970, Harvard Univercity Press, New York. S:1
  5. Burak Çınar, Değişen Savaş Tarzları, Cumhuriyet Strateji, 9Ocak2006.s:17
  6. Köklü gelenek ve göreneklere sahip Türk ordusunun temeli Hun İmparatorluğu döneminde Mete Han tarafından M.Ö.209 yılında atılmıştır. İlk defa Mete Han zamanında, onlu teşkilât tespit edilerek imparatorluk yirmi dört komutanlık bölgesine ayrılmış ve her bölge 12000 atlıdan oluşan bir ordu oluşturmuştur. Ordunun bu onlu sistem içinde teşkilâtı ( 10 ), ( 100 ), ( 1000 ) ve ( 10000 ) erlik birliklere ayrılmış ve onbaşılardan, tümen başlarına doğru emir-komuta zinciri içerisinde birbirlerine bağlanmıştır.
  7. Doç. Dr. Tarık Oğuzlu, Orta Doğu Analiz, Nisan 2012.

 

                                                                        

Sayfamızı Paylaşın:

Etiketler:

Sayfa Yorumları (0 )
  • ...

Yorum Ekleyin