KKTC Enformasyon Dairesi 18.11.2019 Basın Bülteni

Kıbrıs Türk Kültür Derneği

KKTC Enformasyon Dairesi

18.11.2019 Basın Bülteni

KKTC 36 yaşında

 15 Kasım Cumhuriyet Bayramı törenlerle kutlandı. KKTC’nin 36. kuruluş yıldönümü kutlamaları çerçevesinde Lefkoşa Atatürk Anıtı’nda düzenlenen törenin ardından

Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarında yer alan resmigeçit töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, “36. yılımızda Kıbrıslı Türklerin varoluş mücadelesine önderlik eden merhum liderler Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Raif Denktaş’ı rahmetle anıyorum. Kıbrıs Türk halkının bu adada özgür olarak yaşayabilmesi uğruna canlarını feda eden mücahitlerimiz ile Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını saygı ile gazilerimizi minnetle yad ediyorum.

Bu anlamlı günümüzde bizlerle birlikte olan, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Türk Silahlı Kuvvetlerini temsilen aramızda bulunan  konuklarımıza ve yine farklı ülkelerden gelen misafirlerimize hoş geldiniz diyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, 21 Aralık 1963 tarihinden itibaren ortak oldukları Kıbrıs Cumhuriyeti’nden dışlandıktan sonra, toplum olarak kendi örgütlü yapılarını oluşturmak çabası içerisinde olduklarını kaydetti.

Ortaklık devleti olarak kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinin tek toplumlu bir yapıya bürünüp tamamen Kıbrıslı Rumların kontrolü altına geçtikten sonra, Kıbrıs Türk Halkı olarak kendi devlet örgütlenmelerini oluşturmalarının bir hak olarak ortaya çıktığını vurgulayan Akıncı, bu çerçevede geçici ve Otonom Kıbrıs Türk Yönetimlerinin ardından 13 Şubat 1975 tarihinde Kıbrıs Türk Federe Devleti, ileride oluşturulacak Federal Devletin eşit bir kanadını oluşturmak üzere kurulduğunu, 15 Kasım 1983 tarihinde ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ilan edildiğini kaydetti.

Akıncı, 25 Kasım günü BM Genel Sekreteri Antonio Guetteres’in daveti ile Rum Lider Anastasiadis ile bir araya geleceklerini, adanın huzur ve barış içinde bir geleceğe yol alabilmesi için siyasi irade ve kararlılık içinde hareket edeceklerini belirterek, şöyle devam etti:

“Siyasi eşitlik, güvenlik ve özgürlük içinde  bir gelecek inşası için, meşru  hak ve çıkarlarımızı  sonuna kadar savunarak yapıcı bir tutumla orada bulunacağız. Elbette bu yapıcı anlayışımızın  muhataplarımızda da olmasını isteyeceğiz. Bu toplantının verimli ve olumlu bir adım oluşturmasını temenni ediyorum.

Ancak her zaman belirtmek ihtiyacını duyduğum bir hususun altını yeniden çizmek istiyorum. Sorun olduğu sürece elbette çözüm arayışı da devam edecektir.  Çözüme ulaştığımız  takdirde  bu gelişme tüm ilgili tarafların da hayrına olacaktır.”

Cumhurbaşkanı Akıncı, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz ve genel anlamda enerji konusunun son yıllarda artan bir gerginliğe neden olduğuna da işaret ederek, “Doğu Akdeniz’deki enerji denkleminden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye’yi dışlama politikası bu gerginliğin azaltılmasına yardımcı olmamaktadır. Sırf bu dışlama politikası uğruna coğrafi gerçekliğe ve ekonomik akla uygun olmayan projeler hayata geçirilmeye çalışılmaktadır” diye konuştu.

Akıncı şöyle devam etti:

“Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti ile yakın işbirliği ve kardeşçe dayanışmamızı sürdürmeye devam edeceğiz. Atatürk’ün barışçı ve çağdaş değerlerine daha ilk günden sıkı sıkıya bağlanan Kıbrıslı Türkler bu ilkeleri bundan sonra da rehber edinmeye devam edecektir.

Kıbrıslı Türkler, aradan geçen bunca yıldan ve yaşadıkları bunca acı deneyimden sonra özgürlüklerinin, özgünlüklerinin, eşitliklerinin ve güvenliklerinin tehdit altına alınmasına asla razı olmayacaklardır.

Barışın değerini savaşı yaşayarak öğrenen bir toplum olarak, Kıbrıs’ta adil ve eşitlikçi bir çözümün ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu biliyor ve görüyoruz.”

 

Akıncı, Lute ile görüştü

 

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, önceki gün BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs için görevlendirdiği Geçici Özel Danışmanı Jane Holl Lute ile bir araya geldi.

Akıncı, 25 Kasım’da Berlin’de gerçekleştireceği üçlü görüşme öncesinde hazırlık yapmak amacıyla adaya gelen Lute'u kabul etti. Görüşme sonrasında açıklama olmadı.

 

Erdoğan, KKTC’nin 36. yıl dönümü tebrik etti

 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) kuruluşunun 36. yıl dönümünü kutlama mesajını sosyal medya hesabından paylaştı.

Erdoğan, KKTC'nin kuruluş yıl dönümüne ilişkin Twitter hesabından paylaştığı mesajda, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 36. yıl dönümünü tebrik ediyor, bağımsızlık mücadelesinin aziz şehitlerini ve kahraman gazilerini hürmetle yad ediyorum. Anavatan ve garantör ülke olarak, milli davamız Kıbrıs'ın ve Kıbrıs Türkü'nün yanında yer almaya devam edeceğiz." ifadelerine yer verdi.

 

Tatar: “Rumların, bir anlaşma için Kıbrıs Türk Halkı’nı mahvedecek ön şartları olduğunun herkes tarafından bilinmesi gerek”

 

Başbakan  Ersin Tatar,  Rumların, hala Kıbrıs Türkü’nü 1974 öncesine götürme hayalleri ile bir anlaşma için Kıbrıs Türk Halkı’nı mahvedecek ön şartları olduğunun, herkes tarafından bilinmesi gerektiğini söyledi. 

Başbakan Tatar, Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirdiği yazılı bir açıklama yaptı.

25 Kasım’da Berlin’de yapılacak 3’lü görüşme öncesinde, Rum öğrencilerin bizzat Rum Yönetimi tarafından sınırlara gönderilerek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti aleyhine, düşmanca, faşizan sloganlar atmalarının sağlanmasıyla, Rum Temsilciler Meclisi’nde milletvekili bulunan ELAM partisi mensuplarının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağını yakmalarının basite alınıp, ‘ bir grubun yaptıkları’ olarak nitelenemeyeceğini belirten Tatar, bu yapılanların Rum kesimindeki hakim anlayışın bir sonucu olduğunu kaydetti. 

Tatar açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres yeni Kıbrıs raporunu Güvenlik Konseyi’ne sunmuş ve taraflar arasında müzakerelerin yeniden başlatılması için gerekli olmasına rağmen, hala bazı temel konular üzerinde  anlaşma sağlayamadıklarını belirtmiştir.

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis Berlin görüşmelerine boşuna gidileceğini, boşuna masraf yapılacağını net bir şekilde ortaya koymuştur.

Rum Yönetimi’nin gerek Berlin görüşmelerinde ilerleme sağlanması, gerekse Kıbrıs konusunda bizimle bir anlaşma yapmak için ön şartları vardır ve bunların tek bir tanesinin bile bizim tarafımızdan kabulü mümkün değildir. Anastasiadis ve tüm Rum partileri, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devamına net bir şekilde karşıdır. Rumlar, kurulacak devletin yönetiminde etkin olarak yer almamızı, veto hakkımız olmasını asla istememektedir. Maraş’ın kendilerine verilmesi için bir komite kurulmasını, Türkiye ve KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmalarına derhal son vermelerini, Güzelyurt dahil önemli miktarda toprak tavizi vermemizle, Türkiye’nin tek yanlı müdahale hakkının ortadan kaldırılmasını içeren Guterres Çerçevesi’nin kabul edilmesini talep etmektedir. Yani, Rum zihniyetinde en küçük bir değişiklik yoktur.

Üstüne üstlük 25 Kasım’da Berlin’de yapılacak 3’lü görüşme öncesinde, Rum öğrencilerin bizzat Rum Yönetimi tarafından örgütlenmiş ve sınırlara gönderilerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti aleyhine, düşmanca, faşizan sloganlar atmaları sağlanmıştır.”

Rum Temsilciler Meclisi’nde milletvekili bulunan ELAM partisi mensuplarının sınıra çok yakın bir noktada Rum polisinin göz yumması sonucu provokasyon amaçlı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağını yaktıklarını vurgulayan Başbakan Tatar, “Bunlar basite alınıp, ‘fanatik bir grubun yaptıkları’ olarak nitelenemez” dedi.

Bu yapılanların, “Rum kesimindeki önemli bir çoğunluğun anlayışının bir sonucudur” değerlendirmesini yapmanın doğru olan olduğuna işaret eden Tatar, “Ama daha önce de ifade ettiğim üzere hiç kimse merak etmesin; KKTC bayrağını yakmak kimsenin haddine değildir. Hükümetimiz konunun üzerine önemle durmaya devam edecektir. Dolayısıyla, bütün bunlar ortadayken hala Kıbrıs Türk Halkı’na doğruları söylememek Berlin’den bir şey çıkacakmış beklentisi yaratmak doğru değildir” dedi.

40 yıldır devam eden federasyon görüşmelerinde bir sonuç alınamadığını, hala alınabileceğini iddia edenlerin Rumların ön şartları ve hayalleri ortadayken bunu nasıl başaracaklarını halka anlatmaları gerektiğini söyleyen Tatar açıklamasına şöyle devam etti:

“Rumlar bir anlaşma için şart koşuyorlar diye güvenliğimizden, yani Türkiye’nin tek yanlı müdahale hakkını içeren garanti sisteminden,  gün gele tekrar Devlet’ten atılırsak 1963’teki duruma düşmememiz için şart olan egemen eşitliğimizden, içinde yaşadığımız konutlarımızdan, kentlerimizin önemli bölümünden, Güzelyurt ve Karpaz’ın bir bölümü dahil topraklarımızın en az üçte birinden, Doğu Akdeniz’de bulunan hidrokarbon kaynaklarındaki haklarımızdan vaz mı geçelim?

Rumların anlaşma için ortaya koydukları bu talepler karşısında ‘illa federasyon’ diyenler nasıl bir tutum içindedir bu halk merak ediyor. Kuru kuruya ‘ federasyon isterim’ demek değil, bunlar karşısında ne dediğinizdir önemli olan.

Biz, tüm anketlerde, Rum talepleri karşısında asla taviz verilmemesinden yana olduğunu net bir şekilde görüyoruz.

Peki ama iki tarafın talepleri, beklentileri, duygu ve tutumları arasında bu kadar büyük farklılık varsa ne yapılmalıdır?

Bize göre bu noktada görev BM’ye düşmektedir.”

BM’nin, mağdur olanın Kıbrıs Türk Halkı olduğunu teslim ederek artık Kıbrıs Türk halkının uluslararası toplumla doğrudan bağlantı kurmasının önünü açması gerektiğine dikkat çeken Tatar, bunun için de öncelikle Kıbrıs Türk halkının kendi içinde birlik olması, partiler üstü düşünce ile hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Tatar açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Kosova modeli ortadadır. Eğer birlik olursak, Türkiye ile işbirliği içinde dünyanın karşısına çıkarsak Kıbrıs’ta da buna benzer bir model uygulanabilir. Bu yöne giderilirse Kıbrıs’ta sürdürülebilir, kalıcı barışın yolu açılacaktır.

Kıbrıs’ta ya iki Devlet’in işbirliği yapması yoluna gideceğiz, ya da statükonun esiri olacağız.

Bize göre , yaratıcı yeni fikirler , yeni çözüm modelleri ortaya koymanın tam zamanıdır. Gerisi 40 yıldır devam eden çıkmaz yolda ilerlemeye çalışmaktır.”

 

Oktay, KKTC Bayrağının yakılmasını kınadı

 

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkan Yardımcısı Fuat Oktay, Güney Kıbrıs’ta faşit ELAM örgütü tarafından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bayrağı’nın yakılmasını kınadı.

Fuat Oktay, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “KKTC’nin 36. kuruluş yıl dönümünde Güney Kıbrıs’ta KKTC bayrağının yakılmasını şiddetle kınıyorum. Milli değerlere karşı yapılan saldırılar asla kabul edilemez. Olayın failleri hakkında gerekenler yapılmalıdır. Türkiye her zaman Kıbrıs Türkü’nün yanında olmaya devam edecektir.” ifadelerini kullandı.

 

Oktay: "Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki bağlar hiçbir şahıs ya da grubun özel gündem ya da hesaplarının ipoteği altına girmeyecek kadar köklüdür"

 

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, "Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki bağlar hiçbir şahıs ya da grubun özel gündem ya da hesaplarının ipoteği altına girmeyecek kadar köklüdür " dedi.

15 Kasım Cumhuriyet Bayramı Dr. Fazıl Küçük Bulvarı Resmî Geçit Töreni’nde konuşan  Oktay, Kıbrıs’ı milli dava addettiklerini, Kuzey Kıbrıs’ın daima yanında olan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Türk milletinin en kalbi selamlarını ve yürekten kutlama dileklerini ilettiğini söyledi ve şöyle devam etti:

"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, adada yüzyıllara dayanan Türk varlığının, Türk’ün istiklal aşkının ve sarsılmaz dirayetinin bir tezahürüdür.

1960 yılında kurulan ortaklık devletinden 1983’e uzanan yolda kardeşlerimizin verdiği çetin mücadeleyi unutmuyor, Kuzey Kıbrıs’ın mücahitlik ruhunu biz de gönüllerimizde taşıyoruz.

Milli davamız Kıbrıs konusunda da her zaman ortak anlayış ve ortak akla dayanan çözümlerden yana olduk.

60’lı yılların başından Kıbrıs Barış Harekâtı’na kadar geçen sürede, EOKA zihniyetinin adada Türkleri hedef alan kanlı saldırıları, köy baskınları ve Lefkoşa Kumsal olayları tarihe kara birer leke olarak kazınmıştır.

Günümüzde hala kayıplar listesinde olan ve nereye gömüldükleri bilinmeyen kardeşlerimiz bulunmaktadır.

Bu katliamlarda şehit olan Mehmet Emin amcalar, Mustafa Koççini’ler, Mürüvvet Hanımlar bizim ailemiz, bizim komşumuz; dökülen kan bizim kanımızdır.

Kıbrıs Türklerinin direniş ve diriliş destanı, böyle kapanmaz yaraları dağlayarak 1974'teki Barış Harekâtı ile taçlanan ve 15 Kasım 1983'te bağımsızlığa kavuşulmasıyla zirveye taşınan bir mücadeledir.

Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan 9 yıl sonra nice zorluklarla kurulan Cumhuriyet, Kıbrıs Türkü’nün Ada üzerindeki vazgeçilmez haklarının teminatıdır.

Kıbrıs konusunda milli dava şiarımız sadece Kıbrıs Barış Harekâtı ya da sağlanan destekler ile sınırlı değildir.

Şanlı tarihimizin ışığında biz bu güzel adaya, 448 yıldır Selimiye’den okunan ezanlarla, Toroslar’dan Geçitköy’e akan sularla, bağlıyız.

Biz Kıbrıs’a şehit ve mücahitlerimizle, zulme karşı tek yürek mücadelemizle ve kardeşlik bağlarımızla sarılmışız."

Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki bağların hiçbir şahıs ya da grubun özel gündem ya da hesaplarının ipoteği altına girmeyecek kadar köklü olduğunu da vurguladı.

Oktay, bu köklü bağların geleceğinin gençlere emanet olduğunu ifade ederek, bu sebeple gençlerin, hem yakın hem uzak tarihin farkında olarak, kültürüne, değerlerine ve kardeşlik iklimine sahip çıkması gerektiğine işaret etti.

Oktay, "Gençlerimiz; bağımsızlığın, cumhuriyetin ve özgürlüğün kıymetini bilerek Kuzey Kıbrıs’ın daha da gelişmesi için her alanda öncü olmalıdır. Kıbrıs Türkü birlik, beraberlik ve dayanışma içinde oldukça daha parlak bir geleceğe sağlam adımlarla yürüyecektir." dedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, Kıbrıs’ta yarım asırdır devam eden müzakere sürecinde tüm samimiyet ve iyi niyetle her türlü gayreti gösterdiklerini ancak Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle bir sonuca ulaşılamadığını ifade ederek, şöyle devam etti:

"Bu süreçte Kıbrıs Türkü daima çözüm ve uzlaşı anlayışı içinde hareket etmiş, Rumların bozduğu ortaklığı yeniden tesis edebilmek için çözüm planlarına destek vermiştir.

Türkiye ise başından sonuna kadar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin gelecek tasavvuru için uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli mücadeleyi vererek Kıbrıs Türkü’nün yanında olmuştur.

Bölgemizde barışın ve istikrarın teminatı olarak, ahdi yükümlülüklerimiz temelinde Kuzey Kıbrıs için, üzerimize düşen ne varsa yapmaya devam ediyoruz ve edeceğiz.

Rum propagandasının arkasına sığınarak Kıbrıs Türkü’nü hiçbir yasal ve meşru dayanağı olmayan ambargo ve izolasyonlara mahkûm eden uluslararası toplumun adadaki gerçekleri görmezden gelmesi akıllara durgunluk vermektedir.

Kıbrıs Türkü’nün meşru mücadelesinde, tarihi sorumluluğumuzu yerine getirme yönündeki kararlılığımızı burada bir kez daha yinelemek isterim:

Kıbrıs Türk halkının hak ettiği refah seviyesine ulaşmasının engellenmesine ve Kıbrıs’ta mevcut statükonun sürdürülmesine izin vermeyeceğiz.

Gözlerini adanın gerçeklerine kapatan uluslararası toplumu Kıbrıs Türk Halkı’nın iradesine, tarihine ve geleceğine ilişkin niyetlerine saygı duymaya ve hakkaniyetten yana tavır almaya davet ediyorum.

Bu çağrı eşit hak ve bağımsızlık için zulmün karşısında korkusuzca duran ve bu toprakları bizlere vatan kılan şehit ve mücahitlere minnet borcumuzdur."

Oktay, Türkiye olarak hak ve bağımsızlık için zulmün karşısında korkusuzca durmaktan hiçbir zaman vazgeçmediklerini ve vazgeçmeyeceklerini ifade ederek, şunları söyledi:

"Bu bilinçle hem terör örgütlerine karşı azim ve kararlılıkla mücadele ediyor hem de yapılan haksızlıklara karşı gönül coğrafyamızın yanında oluyoruz.

Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, geçmişten bu yana bölgemizde yaşanan insani krizlere ve dayatmalara karşı yapıcı yaklaşımlardan yana tutum sergilemeyi sürdürüyoruz.

Güvenlik kaygılarını karşılayacak adımların, insani hassasiyetler korunarak da atılabileceğinin en açık ispatları 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve aynı ruhla gerçekleşen Suriye’deki harekâtlarımızdır.

Sınırlarımızda yuvalanan terör örgütlerini kullanarak, Suriye krizini ülkemize taşıma gayretleri, bizi bu meselede sahada fiilen var olmak durumunda bırakmıştır.

Sınırlarımızın güvenliğini ve Suriyeli mültecilerin yurtlarına emniyet içinde dönüşlerini sağlamak amacıyla yürüttüğümüz Barış Pınarı Harekâtı, bölgede huzurun teminatı olacaktır.

Kahraman Mehmetçiğimiz barış koridoru olarak belirlenen bölgenin her bir noktasını terörden temizlemeye ve kalan tuzakları yok etmeye başarıyla devam etmektedir.

Barış koridoru bölgesinde terörün kökü kazınana ve huzur hâkim olana dek oradayız.

Her fırsatta ifade ettiğimiz gibi Türkiye’nin kimsenin toprağında ya da yer altı-yer üstü kaynağında gözü yoktur; olmamıştır.

Biz ilişkilerimizi bencillik, hırs ve düşmanlık gibi duygular üzerine değil insani, vicdani ve diplomatik zemin üzerine kuran bir ülkeyiz; bundan sonra da böyle devam edeceğiz."

Fuat Oktay, Akdeniz Havzası, Suriye’de yaşanan insani kriz ve göçmen trajedileri yanı sıra Doğu Akdeniz’de yaşanan gerginlikler ile de karşı karşıya olduklarına işaret ederek, bu konuda şunları kaydetti:

"Türkiye olarak Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının Ada’ya barışın ve istikrarın gelmesi için bir fırsat olarak kullanılması gerektiğini en başından beri savunuyoruz.

Ada’nın tek sahibi olduğu yanılsamasıyla yaşayan Rum tarafı, Avrupa Birliği üyeliğini suistimal ederek Türk tarafını zor durumda bırakacağını, caydırabileceğini sanmaktadır.

Hidrokarbon kaynakları meselesinde meşru çıkarlarımızdan en küçük bir taviz vermeyeceğiz.

Hamdolsun sahip olduğumuz imkân ve kabiliyetlerle bugün dünden çok daha güçlüyüz; yarın da bugünden daha güçlü olacağız.

Bu konudaki kararlılığımızı, diplomatik girişimlerimiz yanında, askeri gücümüzle ve enerji politikalarımızla da gösteriyoruz.

Doğu Akdeniz’de Yavuz sondaj gemimiz ülkemizin kıta sahanlığında faaliyettedir.

Fatih sondaj gemimiz ise, kıta sahanlığımızdaki görevinin tamamlanmasının ardından dün, Karpaz Burnu’nun güneyindeki yeni faaliyetine başlamıştır.

Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemimiz ise KKTC’nin Türkiye Petrolleri’ne verdiği ruhsat sahalarında faaliyetlerini sürdürmektedir.

Geçtiğimiz ay güncellediğimiz Millî Güvenlik Siyaseti Belgesi’nde de Doğu Akdeniz’de yürütülen faaliyetler konusundaki kararlılığımızı bir kez daha vurgulamış durumdayız.

Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerimiz bahane edilerek AB Dışişleri Bakanları tarafından pazartesi günü onaylanan yaptırım taslağının da bizim nezdimizde hiçbir hükmü yoktur.

Kim hangi tarafta saf tutarsa tutsun, kazanan hak ve hakikatten yana olan Türk milleti olacaktır."

Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, “Anavatan ve Garantör Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıs Türkü ile omuz omuza durmaya devam edecektir.

Bu vesileyle, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasını ve bugünlere ulaşmasını canları pahasına sağlayan aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi şükranla anıyorum” dedi.

 

 

Özersay: “Bayrak yakanlarla ilgili kimlik tespiti yapıp gereken tedbiri alacağız”

 

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Güney Kıbrıs'ta ELAM eyleminde KKTC bayrağının yakılmasına ilişkin olarak BM ile istişare edildiğini ve kimlik tespiti yaparak gereken tedbirlerin alınacağını söyledi.

Özersay, geçtiğimiz Cuma günü yaşanan olaya ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı.

Özersay, "Rum tarafında ELAM mensuplarınca KKTC bayrağının yakılmasıyla ilgili olarak az önce Polis Genel Müdürümüz ve Başsavcımız ile görüştüm. Birleşmiş Milletler ile de istişare ederek görüntülerden kimlik tespiti yapıp gereken tedbiri alacağız. Kendinden farklı olanın bayrak ve benzeri sembollerine ve değerlerine saygı duymayanlar medeniyetten nasibini almamış olanlardır." ifadesini kullandı.

 

Özersay: “KKTC kendi kendimizi yönetebilmemizin en önemli sembolü”

 

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, “KKTC kendi kendimizi yönetebilmemizin en önemli sembolü” dedi.

Özersay, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 36. yaşı nedeniyle Türkiye’nin ulusal kanallarından Global TV’de bir programa katılarak Kıbrıs Türk halkının mücadelesini, dününü, bugününü anlattı ve gündemin öne çıkan başlıklarını değerlendirdi.

Programda Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı’nın sorulması üzerine Özersay, “Bütün kimlik mücadelemizde her eşikte yanımızda duran bir Türk halkı ve Türkiye Cumhuriyeti var. Biz de Türkiye’nin davalarından ‘yanındayız’ diyebilmeliyiz. Hassasiyetleri görebilmemiz gerekir” dedi.

KKTC’nin Kıbrıs  Türk Halkının kendi kendini yönetebilmesinin en önemli sembolü olduğunu belirten Özersay, “Biz bu devleti Atatürk ilkeleri çerçevesinde, demokratik, laik bir devlet olarak kurduk. O şekilde de yaşatmaya kararlıyız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Dönem dönem KKTC’de veya Türkiye’de farklı siyasi iktidarlar gelir. Bir siyasi iktidar ve ona bakışınız üzerinden bir halkı rencide etmek doğru değildir” diye konuştu.

Cumhuriyet ilan edildiğinde 10 yaşında olduğunu, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın konuşmasını dinlerken çok heyecanlandığını anlatan Kudret Özersay, Kıbrıs Türkü olmayı “gurur verici” olarak yorumladı.

Özersay, o zaman yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

“Cumhuriyet Meclisi’nin önünde 10 yaşında bir çocuktum. Büyük bir heyecanı yaşadım ama ne olduğunu da tam bilmiyordum. Okuldayken öğretmenlerimizle birlikte topluca gittik Meclis’in önüne. Meclis’in önü, sokaklar insan kalabalığından geçilmiyordu. Devlet ilanından bahsetmişti öğretmenlerimiz ama ne olduğunu tam anlamamıştık. Yine de ülke için çok önemli bir şey olduğunu hissedebiliyorsunuz. Büyük bir enerji ve duygusallık var. Kurucu Cumhurbaşkanı rahmetli Rauf Raif Denktaş’ın konuşması yeterdi zaten. O kadar duygu yüklü, kendinden emin, gelecek vaat eden, kendi kimliğinizle gurur duymanızı sağlayacak şekilde konuşuyordu ki, hep öyleydi zaten, o özgüveni bize vermesi açısından son derece güzel bir duyguydu bizim için. Sonradan büyüdükçe biz daha bir anlamlandırdık. O günü yaşayan biri olarak bugün o Meclis’in içinde olmak çok önemli bir şey benim için.

Hayat bir mücadeledir. Kıbrıs Türkü için çok daha büyük bir mücadeledir bence. Bir kimliği var edebilmek ve o kimliği olduğu gibi yaşatabilmek için hep mücadele etmiştir Kıbrıs Türkü. Hayatımın büyük bir kısmını da bununla örtüşür şekilde okumaya çalıştım. Kıbrıs Türk halkının en karakteristik özelliği başkaları tarafından yönetilmeyi kabul etmemesidir, bağımsızlığıdır, kendi geleceğini kendi tayin etmek istiyor olmasıdır. Self-determinasyon hakkımız olduğunu herkes biliyor aslında ama uluslararası dengeler ve konjonktür nedeniyle bunu kabul etmek istemiyorlar belki. Birilerinin bir şeyi kabul etmek istemiyor oluşu, sizin haksız olduğunuzu göstermez. Çok toplum var ki, nice göçler ve acılar yaşadılar ama bir devlet sahibi olamadılar. Kıbrıs Türkü bu açıdan şanslıdır. Birileri tarafından bahşedilmiş bir şey değildir devlet. Hem kendi mücadelemizle hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin desteğiyle vardığımız bir noktadır.” 

Kendisi 6 aylıkken babasının şehit olduğunun hatırlatılması üzerine Özersay, bunu öğrenip kavramaya başladığı andan itibaren ülke için mücadele etmesi gerektiğini düşündüğünü anlattı. 

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Özersay şunları ifade etti:

“Türkiye’ye öğrenimim için geldim ama kalamadım.  Hep söylerim; bir dolap alıp da eşyalarımı içine koyamadım, bavulun içinde tuttum. Hep aklımda Kıbrıs’a dönmek vardı çünkü. Sadece babam da değil; amcam, iki dayım, hepsi şehit. Onların verdiği mücadele doğrultusunda bir mücadele etmek istiyorsam ülkemde, ailemin yanında olmam gerektiğini düşündüm. Kuşkusuz 1950’lerin, 1960’ların, 1970’lerin koşullarında silahlı bir mücadele söz konusu oldu ama 90’larda 2000’lerde masa başında fikirle, argüman geliştirerek, uluslararası alanda temsil ederek de bu mücadeleyi yüceltmek mümkündü. Ben de bu yolu seçtim. Hem şartların getirisi hem hissiyat olarak hem de kimliğimin, ailemin bana verdiği eğitimin bir parçası olarak Kıbrıs halkının mücadelesini bu platformda sürdürme şansını buldum. Benim için büyük bir gurur.”

Rum Politis Gazetesi’nde geçen temmuz ayında yer alan; aralarında Kudret Özersay’ın babasının da bulunduğu 13 kişinin ölümüne ilişkin savaş suçu işlendiğiyle ilgili haber  ve kendisinin bu haberle ilgili olarak yaptığı “Küçük ama iyi bir başlangıç. Nefret üretmek doğru değil” yorumuyla ilgili olarak ise Özersay şöyle konuştu:

“Karşı tarafı düşman görerek uyuşmazlıkları çözemezsiniz. Bütün bunları yaşamış biri olarak ister bir Kıbrıs Türkü veya Kıbrıslı Rum olsun; hiçbir çocuğun benim yaşadıklarımı yaşamasını istemem. O nedenle muhataplarımızı düşman olarak görmememiz gerekir. Rakip ya da farklı görüşte olabilir ama bir orta nokta bulmak mümkündür. Nihayetinde hepimiz insanız. O nedenle bir çocuğun, annenin, babanın yaşadığı sıkıntı, acı, travma milliyetine göre değişmez; acı acıdır. Bir gazetenin bir itirafı var. Bundan geleceğe yönelik bir ders çıkarmak gerekir. Kıbrıs Rum siyasi liderliği alıp ne kadar ileriye taşır bilmiyorum. Siyasi liderlik bir toplumun içindeki farklı paydaşlardan neşet eden bir şeydir. O nedenle az da olsa tartışılmaya başlanması, şimdi olmasa da belki 10 sene sonra iktidara da yansır. Bunun için mücadele etmeye değer. Tabii eğer o kavramlar laf olsun diye kullanılmıyorsa. Kıbrıs’ta barış, çözüm istiyorum dediğinizde istiyor gibi görünmekle, yürekten isteyip gerçekten açık yüreklilikle konuşup çaba sarf etmek arasında fark var diye düşünüyorum.”

15 Kasım 1983’te cumhuriyeti ilan ettiklerinde Güvenlik Konseyi’nin KKTC’ye karşı bir karar aldığını, oysa KKTC’nin aslında  olası herhangi bir gelecek ortaklığının en önemli güvencesi oluğunu vurgulayan Özersay şu ifadeleri kullandı:

“Kıbrıslı Rumların fiiliyatta bir devleti var şu an. Kıbrıslı Türklerin de var. Bu ikisinin kuracağı bir ortaklıktır. Aksi halde bir devlete bir toplumu veya halkı yamamış olursunuz.  Biz bunu asla kabul etmeyeceğiz. Mücadelemiz de bunun içindir.” Şeklinde sözlerini sürdüren Başbakan Yardımcısı, KKTC’nin Kıbrıs’ta bir çözümün önünde bir engel olmadığının altını çizdi: “Bilakis KKTC çözümün en sağlam zeminidir. BM Genel Sekreteri’nin son açıklamasına da baktığımız da görünen şey şu; bizim artık farklı çözüm modellerini oturup samimiyetle Kıbrıslı Rumlarla konuşmamız gerekiyor. Bunu herkes görmeli. Şunu yapabilirsiniz; ‘Hayır federasyon müzakeresi devam edecek’ deyip bir tercihte bulunursunuz. Sonucunu bu kadar yıllık tecrübemle söyleyebilirim. Bu, Kıbrıs’ta statüko 50 sene daha devam edecek demektir. İlkesel olarak bunu yaşayıp gördükten sonra farklı farklı Rum liderleri geldiğinde de bu pozisyonun hiç değişmediğiniz bizzat yaşayarak gördükten sonra şartlar ne olursa olsun olmayacak bir şeyin müzakeresini yapmaya o masaya oturmam.”

Bir soru üzerine Özersay, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs müzakerelerine ilişkin sunduğu raporda yer alan “Barış sürecine yönelik hava Kıbrıs ve çevresinde devam eden gerginlikler nedeniyle bu süreçte kötüye gitti ve iki taraf müzakereleri başlatacak referans kavramları üzerinde hala anlaşamadı” ifadesini şaşırtıcı bulmadığını söyledi. 

Bu noktaya gelinmesini ise, bazı şeylerin samimiyetle konuşulmamasına bağlayan Özersay, şöyle konuştu.

“50 yılı geçti… Yarım asırdan fazla bir süredir biz sanki aynı şeyi istiyormuşuz ve bunu kurmaya çalışıyormuşuz gibi davrandık aslında. Kıbrıs Rum tarafını da suçlamadan söylüyorum bunu; Kıbrıs’ta iki toplumlu iki bölgeli bir federal ortaklık istediğimizi söyledik hep. Geldiğimiz noktada tarafların aslında federasyon derken birbirinden tamamen farklı şeyler anladığı çıktı ortaya. Genel Sekreter aslında şu anlamda doğruyu söylüyor; ‘taraflar hangi zemin üzerinden müzakere edecekleri konusunda ve kavramlarda anlaşamadılar’ diyor.

Şu anda kavramlar belgesi, yani müzakerenin ne için, nasıl bir ortaklık için yapılacağı konusunda taraflar hemfikir değil. Bırakın onun kurulması, yetkinin paylaşılması ve nasıl bir sonuç ortaya çıkacağını; ‘nasıl bir ortaklık’ sorusunun yanıtında anlaşamadıklarını 50 yıldan sonra yeni anladı taraflar. Biz böyle bir noktadayız şu anda. O nedenle dogmatik yaklaşmaktan vazgeçmek gerekiyor. Kıbrıs’ta sadece federasyon olacak, başka bir şey olmaz derseniz hata yapmış olursunuz. Uzunca bir süre bu yapıldı. Federasyon kötü bir ortaklık veya kötü bir devlet yönetim modeli değil; dünyanın pek çok yerinde federasyonla yönetilen ülke var. Amerika’dan, Kanada’dan, Almanya’dan, Avusturya’dan Pakistan’dan, Hindistan’dan bahsedebilirsiniz. Kıbrıs’ta federasyonun şartları yok. Federal bir ortaklık yerine, Kıbrıs’ın mevcut şartlarına uygun ortaklık modellerini konuşabiliyor olmamız gerekiyor. Bunu söylediğimiz zaman bizi uzun zaman ‘çözüm karşıtı’ ya da ‘ayrılıkçı’ olarak tanımladılar.”

Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmaları ve Kapalı Maraş’la ilgili atılan adımların sahada Rumlarla durumu dengelemek adına doğru adımlar olduğunu belirten Kudret Özersay, şöyle devam etti:

“Eskiden sadece protesto ediyorduk, onlar da yollarına devam ediyordu. Kazı aşamasına kadar geldiler. Bir süre önce bir karar aldık ve Türkiye Cumhuriyeti’yle birlikte biz de sahaya indik, lisans verdik, sismik araştırma yaptık, bölgeleri belirledik, ilan ettik. Ardından da kazı yapma noktasına kadar geldik. Bunu çok yanlış lanse edip Kıbrıslı Rumlar ve Türkiye kazıyor diyorlar. Durum öyle değil. Kıbrıslı Rumlar birden fazla şirkete yetki verdiler. O şirketler Kıbrıslı Rumlar adına kazıyorlar. Bizde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na yetki ve lisans verdik, kazılar bizim adımıza yapılıyor. Bunun dışında; Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi kıta sahanlığı içinde kendileri kazı yapıyor, o ayrı. Rumların bizim hakkımızı gasp etmeye yönelik hareketlerini sahada dengelediğimizi düşünüyorum.

Bunun için artık Amerika’dan Kıbrıslı Türklerin, Rumların ve diğer aktörlerin işbirliği yapması için çağrı geliyor. Kıbrıs’ta bir durağanlık, bir statüko var. Bir türlü kırılamıyor. Bizi yarım asır çözüm üretmeyen bir müzakereye hapsettiler. Eğer taraflar arasında bir uzlaşmaya varılırsa; güven artırıcı önlem olarak Kapalı Maraş’ın paylaşılması, açılması gibi birçok fikirler paylaşıldı ama bir sonuca varılmadı. O da bir statükoya dönüştü. Dolayısıyla biz şöyle düşündük; bunu kırmamız gerekiyor. Eğer uluslararası toplum Rum tarafını harekete geçirmek, motive etmek için adım atmıyorsa, koz, kaldıraç kullanmıyorsa o zaman biz KKTC olarak Türkiye’yle birlikte bazı kozları devreye koymalıyız ki Rum tarafı kımıldasın.

BM Barış Gücü’nün Kıbrıs’taki statüsünün artık sorgulanması, gerekirse görev yönergesinin değişmesi, asker sayısının azaltılması Ada’dan bir aşamada çıkması gibi politikayı devreye koyduk. Birleşmiş Milletler ’de de bunu dile getirdik. Buna ihtiyaç olmadığı konusunda söylemler geliştirdik. Tüm bunlar Kıbrıs’taki statükonun devamını önlemeye dönük, Kıbrıs Rum tarafının konforlu durumunu biraz sarsacak adımlardır aslında. Çok önemlidir diye düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde Kıbrıslı Rumların gerçekten Kıbrıslı Türklerle birlikte bir şey yapması, işbirliğine dayalı olarak turizmde, ticarette başka alanlarda ilişki içine girmelerini zorlamamız gerekiyor. Doğu Akdeniz’de barışı ve istikrarı sağlayacak olan budur. Karşılıklı bağımlılık ilişkisi geliştirirsek taraflardan birinin diğerinin canını yakmaya dönük bir adım atması daha zor olur.”

Empatinin önemini vurgulayan Başbakan Yardımcısı Özersay, “Kendinizi karşı tarafın yerine koyarak düşündüğünüzde çok daha iyi anlarsınız” dedi. Özersay, şöyle konuştu:

“Eğer ben bugün Kıbrıs Türk tarafı adına şunu bilsem; KKTC Kıbrıs’ın tek tanınmış yasal hükümetidir. Kıbrıs Rum tarafı da tanınmamıştır. Avrupa Birliği hukuku kuzeyde geçerlidir, güneyde askıya alınmıştır. Tam üye KKTC’dir. Yunanistan AB dışına atılmış, Türkiye tam üye olmuştur. Fark etsek ki; tüm bu doğalgaz kaynakları Kıbrıs’ın kuzeyinde bulunmuştur. Ve sadece biz tek başımıza biz bunu çıkarabiliriz. Acaba biz bu şartlarda Kıbrıslı Rumlarla yönetimi ve zenginliği paylaşır mıyız? Federal bir ortaklık kurar mıyız? Çok zor… Dolayısıyla, Kıbrıslı Rumları sürekli suçlayarak bu sorunun çözümünü sağlayamayız. Mevcut şartlar devam ettiği, dünya Kıbrıslı Rumlara ‘siz Ada’nın tek yasal hükümetisiniz. Siz AB’nin tam üyesisiniz. İsterseniz Türkiye’nin de üyeliğini bloke edebilirsiniz. Kıbrıslı Türklerin hakkı olsa da bu doğalgazı tek başınıza çıkarabilirsiniz’ dediği sürece Rumlar Kıbrıs’ta bir çözüme yanaşmayacaklardır. Bundan doğal bir şey de olamaz. O yüzden eğer uluslararası toplum bu tavrı devam ettiriyorsa, çözüm konusunda samimi değiller demektir. Eğer koz kullanmayacak, adım atmayacaklarsa biz Türkiye Cumhuriyeti’yle birlikte kendi adımlarımızı atacağız, atmamız gerekir. Statüko Kıbrıslı Türkün kimliğini tehlikeye atan bir durağanlık yaratıyor. Bence kimliğimiz açısından da geleceğimiz açısından da bu ataleti kırmak zorundayız. Proaktif politikalar geliştirmek zorundayız.”

Atılan bu adımlardan sonra bir paradigma değişikliğine çok yakın olduklarını ifade eden Özersay, 50 yılda Kıbrıs Rum tarafının  hiçbir zaman federasyon dışında bir çözümü tartışmaya açmamışken artık Kıbrıs Rum liderinin de “daha farklı şeyler konuşabiliriz” diyor olmasını, buna bir işaret olarak gösterdi.

Özersay, Rum liderin bu ifadesinden yararlanarak Pandora’nın kutusunu açmak ve yerleşmiş kalıpların dışında başlıkları tartışmak gerektiğinin altını çizdi.

 

Özersay, ELAM'dan yapılan açıklamaya ve Rum liderliğin suskunluğuna dikkat çekti

 

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, ELAM'dan yapılan açıklamaya ve Rum liderliği ile siyasi partilerinin bayrak yakma eylemine sessiz kalmasına tepki gösterdi.

Özersay, sosyal medyadan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

"Bayrağımızın yakılması ve ertesinde Dışişleri Bakanlığı olarak göstermiş olduğumuz tepkiye cevaben ELAM’dan gelen cüretkar açıklama kadar, Kıbrıs Rum siyasi partilerinin ve Rum liderinin suskunluğu dikkat çekicidir. Kıbrıs Türklerini hedef alan bu tür hareketlerin suskun kalınarak onaylanmasıdır aslında asıl tehlikeli olan. Özellikle Sayın Anastasiades Bu olaylar karşısında bunları kınayan doğru bulmadığını söyleyen bir açıklama yapmadıkça ve şiddeti teşvik eden bu tür davranışlara karşı tedbir almadıkça Kıbrıs’ta mevcut güvensizlik derinleşir. Sayın Anastasiades’i sorumluluğunun bilinciyle hareket etmeye davet ediyorum. Bu suskunluk hayra alamet değil."

 

Ankara, Rum Kesimi’nde KKTC bayrağı yakılmasını kınadı

 

Türkiye, KKTC'nin 36'ıncı kuruluş yıldönümünde Kıbrıs Rum Kesimi'nde KKTC bayrağının yakılmasını kınadı.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı'ndan konuyla ilgili yapılan açıklamada, "KKTC’nin 36. kuruluş yıl dönümünde Kıbrıs Rum tarafında, KKTC bayrağı yakılmasını kınıyor ve KKTC makamlarının bu konudaki açıklamalarına tam destek veriyoruz." ifadesine yer verildi.

Kıbrıs Rum yetkililerinden bu nefret eylemini kınayan hiçbir açıklamanın yapılmadığı hatırlatılan açıklamada, olayın faillerinin soruşturulmamasının bu eylemin resmi olarak desteklendiğine de işaret ettiği belirtildi.

Açıklamada, olayda Kıbrıs Türklerine yönelik nefreti körükleyen açıklamalar yapan Kıbrıs Rum Yönetiminin ve Yunan makamlarının da sorumluluğunun olduğuna inanıldığı belirtilerek, "Bu koşullarda uluslararası toplumdan, Kıbrıs Rum tarafını ve Yunanistan'ı, BM Genel Sekreterinin son raporunda da işaret edilen, Ada'daki gerginlik ortamını daha da kötüleştiren söylemlerden kaçınmaya davet etmesini bekliyoruz." ifadesi kullanıldı.

 

9. Uluslararası Cumhuriyet Klasik Otomobil Rallisi dün yapıldı

 

15 Kasım Cumhuriyet Bayramı kutlamaları çerçevesinde düzenlenen 9. Uluslararası Cumhuriyet Klasik Otomobil Rallisi dün yapıldı.

9. Uluslararası Cumhuriyet Klasik Otomobil Rallisi’nin startı, saat 10.00’da Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı önünde, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan tarafından verildi.

9. Uluslararası Cumhuriyet Klasik Otomobil Rallisi’ne ülkenin yanı sıra, Türkiye ve Avrupa’nın değişik ülkelerinden meraklılar katıldı.

Sayfamızı Paylaşın: