Türk Silahlı Kuvvetleri

 
Ali Fikret Atun
   

      Ali Fikret Atun

Türk Silahlı Kuvvetleri

Millet, bağımsızlığının korunmasını ordudan, ordunun esasını ve ruhunu teşkil eden subaylardan bekler… İşte subayların yüce olan vazifesi budur… Milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır.

                                                                                                                                 Gazi Mustafa Kemal Atatürk

                                                                                                        

Türkiye Cumhuriyeti’nin (TC) varlığını devam ettirebilmesi, dışarıdan ve yurtiçinden devlete yönelecek birçok tehdidin ortadan kaldırılması ile mümkün olacağı üzerinde herkes fikir birliği içindedir. Hayati önem taşıyan bu hedefin gerçekleşmesi ancak, muharebe kabiliyeti ve muharebe etkinliği yüksek, üstün teknoloji ürünü silah ve teçhizatla donatılmış, yeterli büyüklükte bir orduyu teşkil edip, harbe hazır bulundurmakla mümkün olur. Bu nedenle, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), ulusal güvenliğin direğidir. Ulusal Güvenlik: “Devletin Anayasal düzeninin, ulusal varlığının, bütünlüğünün, uluslararası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomi dâhil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her türlü tehdide  (çevre kirliliği, nüfus artışı, bölgeler arası göç ve benzeri dâhil ) karşı korunması ve kollanması” şeklinde ifade edilebilir. ( 1 ) Ulusal güvenliğin sağlanmasından, doğrudan doğruya, iktidardaki yönetim sorumludur

Ulusal Güvenlik kavramının içerdiği, hayati önem taşıyan,  birbirleri ile bağlantılı, bütün değerler TC Devleti’nin varlık nedenlerinin temel taşlarıdırlar. Özetle denilebilir ki, adı geçen devlet, beka ( varlığının devamı) ve ulusal güvenlik gibi iki ana direk üzerinde durmaktadır. Bu durumda, ulusun güvenliği ve bekası, ülke meselelerinin en başında yer almakta ve devletin varlığı; mili kalkınma; politik, sosyal, ekonomik, askeri v.b. alanlarda kaydettiği ilerleme ve halkın refah seviyesindeki artış ile eş anlam taşımaktadır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ki: “  Bağımsızlık ve cumhuriyet ulusal varlığımızın temelidir. Ulusal varlık ise Türk ulusuna aittir. Bu en değerli varlığı muhafaza ve müdafaa etmek vazifesi millete aittir.”

Ulus bu ana görevi, siyasi ve askeri alanda üstün yeteneklere sahip bilgili, ehliyetli personelin oluşturduğu demokratik, laik, sosyal güçlü bir hukuk devleti ve her türlü tehdidi ortadan kaldırabilecek harbe hazır, güçlü bir ordu ile yerine getirecektir.

Bugün hâlâ Türk ulusunda, ulusal güvenlikten, tek başına, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sorumlu olduğu kanaati hâkimdir. Fakat, milli güvenlik ve siyaset belgesinin çizdiği çerçeve doğrultusunda, ulusal güvenlikten,  doğrudan doğruya siyasi organ sorumludur. Bunun yanı sıra, milli politikanın belirlediği yolda hareket eden siyasi partiler, kamu ve özel sektördeki kurum ve kuruluşlar, kitle iletişim vasıtaları, sivil toplum örgütleri (STÖ), TC kimliğini taşıyan her vatandaş, bir başka deyimle ulusun bir bütün olarak kedisi, bahse konu sorumluluğun ortağı bir ikinci organdır. Üçüncü organ TSK’dir. Bu organ, milli güvenlik ve siyaset belgesi ile savunma stratejileri çerçevesinde Türk ulusunun güvenliğinin sağlanmasında kilit rol oynar ve TC Devleti’nin egemenliğinin; ekonomik kalkınmasının; vatandaşlarının refah seviyelerinin yükseltilmesinin koruyucu kalkanı vazifesi görür. Milletinin sevgisi, saygısı, güveni ve ondan aldığı destekle TSK, kurulduğu M. Ö. 209’dan beri, canı pahasın, bu kutsal görevi bir ibadet vecdi içerisinde yerine getirmektedir.

Buradan hareketle, giderek daha da karmaşık bir durum arz eden ulusal güvenliğin sağlanmasına 21nci Yüzyıl’da salt askeri açıdan yaklaşmak bizi doğru sonuçlara ulaşmaktan alıkoyar. Bu durum karşısında, siyasi organ fonksiyonlarını yerine getirirken en güçlü vasıtalarından biri olan TSK ile eşgüdüm ve işbirliği içinde hareket etmekle yükümlüdür. Bu yapılmadığı takdirde ulusun güvenliği ve bekası tehlikeye düşer.

Politikanın vasıtalarında birini teşkil eden harbe siyasi organ karar verir. Ancak, planlanan siyasi hedefleri gerçekleştirebilmek için, harbe başlamadan önce, harbin devamı sırasında ve sonrasında sivil ve askeri yetkililerin uygulanacak bir siyasi direktif üzerinde ortak bir uzlaşı içinde olmaları izaha yer bırakmamaktadır. Amma ve lâkin, TSK’nın, her hal ve şart altında politikanın bir oyuncağı haline getirilmesinden özenle kaçınılmalıdır.

Sonuç.

TSK’nin harbe hazır hale getirilmesinden ve ulusal güvenliğin sağlanmasından iktidarda bulunan hükümet sorumludur. Türkiye’de, ulusal güvenliğin sağlanmasından ve ulusun bekasından önce gelen ve onlardan daha önemli hiçbir şey olamaz. Eğer siyasi organ ulusun güvenliğinden ve bekasından önce başka şeylere daha çok önem verirse özgürlüğünü kaybeder. Bu nedenle Türkiye’nin ulusal güvenliğine ve TSK’ne zarar verecek her türlü davranıştan, söylemden ve eylemden kaçınmak, vatanın nimetlerinden yararlanan her vatandaşın boynunun borcudur.

Dip Notlar:

  1. Em. Orgeneral Doğan Beyazıt, MGK kavramı ve gerçekler, Ulusal Strateji, Kasım-Aralık 2000.

 

 Ali Fikret Atun

Em Tümgeneral

Sayfamızı Paylaşın:

Etiketler:

Sayfa Yorumları (0 )
  • ...

Yorum Ekleyin