20 Temmuz, bizler için takvim yapraklarının en aydınlık günüdür. 20 Temmuz 1974 sabahı Akdeniz’in dalgalarını yaran çıkarma gemileri, gökyüzünü dolduran paraşütler ve Mehmetçiğin kararlı adımları sadece bir askerî harekâtın değil; kardeşliğin, özgürlüğün ve barışın simgesi olarak tarihe geçti.
Aradan 52 yıl geçmesine rağmen Kıbrıs Barış Harekâtı, yalnızca bir askerî başarı olarak değil; Türk milletinin gerektiğinde soydaşını yalnız bırakmayacağını gösteren tarihi bir duruş olarak hatırlanmaya devam ediyor.
Türk milletinin tarihi, yalnızca fetihlerden değil; mazlumu koruyan, barışı önceleyen ve vefayı esas alan büyük mücadelelerden oluşuyor.
15 Temmuz 1974 günü Nikos Samson tarafından gerçekleştirilen darbenin ardından ilan edilen Kıbrıs Helen Cumhuriyeti, 1960 anlaşmaları ile kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sonlanması anlamına gelmekteydi. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti’nin garantörlük hakkını kullanarak gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekâtı da bu anlayışın en güçlü örneklerinden biri olarak hafızalardaki yerini koruyor.
Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in dünyaya yaptığı şu açıklama ise harekâtın ruhunu özetleyen en önemli sözlerden biri olarak tarihe geçmiştir:
“Biz aslında savaş için değil, barış için ve yalnızca Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için Ada’ya gidiyoruz.”
Bu sözler, harekâtın yalnızca askerî değil; insani ve vicdani yönünü de ortaya koymaktadır.
Lala Mustafa Paşa’nın serdarlığında yürütülen Osmanlı Devleti Kıbrıs Seferi’nin, on bir aylık muhasaranın ardından 1 Ağustos 1571’de Mağusa’nın fethiyle tamamlandığı ve Anadolu Coğrafyasından gelen Türk varlığının Ada’da kök saldığı günden bugüne Kıbrıs Türkü; kendi kaderini tayin etme iradesine sahip egemen bir halk, büyük Türk milletinin koparılamaz ve vazgeçilemez bir parçasıdır.
Helenist yayılmacılığın Kıbrıs Türkünün canına, malına, namusuna ve milli kimliğine kastettiği yıllarda; köyler kuşatılmış, ocaklar söndürülmüş, kadın ve çocuk demeden siviller hedef alınmış, Ada’da Türk milleti soykırıma uğratılmıştır. Böylesi bir vahametin içinde Kıbrıs Türkü, Ada’da Türk milletinin çaresizlik dehlizlerinde kaybolmasını önleyen, bağımsızlık ve hürriyet sevdasını verdiği mücadeleyle yüreklerde diri tutan milli mücadele ateşini hiç söndürmemiştir.
Rum-Yunan hattının emperyalist arzularına karşı dirayetini, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 20 Temmuz 1974’te Ada’ya müdahalesine kadar kesintisiz sürdüren Kıbrıs Türkü; isimleri çoğu zaman bilinmese de cesaretleri milli hafızamıza silinmemek üzere kazınan kahraman mücahitlerimizin şahsında ölümsüzleşmiştir.
Türkiye’nin uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan hak ve yükümlülükleri uyarınca gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatı’nın yalnız Kıbrıs Türküne değil, Ada’nın tamamına barış ve istikrar getirdiği gerçeği; Rum-Yunan zihniyetiyle onların hamileri açısından hazmı ne kadar güç olursa olsun, yarım asırdan daha uzun süren bir barış ortamı yarattığı gerçeği bugün gün gibi ortadadır.
AB ve AP Kararlarına Tepkimiz
Tüm bu yaşananları görmezden gelerek geçtiğimiz hafta AB ve AP koridorlarında alınan “1974 müdahalesinin Kıbrıslı kadınlar ve kız çocukları üzerindeki etkileri” konulu kararı en ağır şekilde kınıyoruz. Üstüne üstlük bunu yaparken ünlü İngiliz savaş muhabiri Don McCullin’in 1964 yılında Rumların Gaziveren’de gerçekleştirdikleri saldırılar sonrası çektiği fotoğrafların içinde bulunan, katledilen eşinin acısıyla çığlıklar içinde ağlayan Nevcihan Oluşum’un fotoğrafını kullanmaları bir kez daha utanmaz bir gerçekliği gözler önüne koymaktadır.
Aleminyo, Muratağa, Sandallar, Atlılar katliamlarını görmezden gelenler, hiç utanmadan bugün karşımızda eşi Rumlar tarafından katledilen Nevcihan Hanım’ın fotoğrafı ile 1974 müdahalesini eleştirmeye kalkmaktadır.
- 1963’te Kanlı Noel olaylarında çocuklarını korumak için saklandığı banyoda katledilen Mürüvvet İlhan’ı görmezden gelmektedirler.
- 13 Mayıs 1964’te işyerlerine girmek için bindikleri otobüsle birlikte kaybolan Kıbrıslı Türkleri görmezden gelmektedirler.
- 1974 yılında Türk tarafına geçmek için anlaştıkları Rum taksici tarafından tecavüze uğrayıp canavarca öldürülen Nevin Mahmut ve Ülfet Osman ile küçük kızlarını görmezden gelmektedirler.
Kıbrıs’ta hatırlanması gereken en önemli gerçek; 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bozan şeyin Makarios’un bizzat kendisi olduğudur. Sanki anlaşmalara imza atan o değilmiş gibi Türklere fazla hak verildiği iddiasıyla 1963’te Anayasa değişikliği istemesiyle başlattığı sorunları; arkasına saklandığı Yunanistan ve kurdurduğu terör örgütü ile birlikte silahlı güç ile çözmeye karar vermiştir.
1963’ten 1974 yılına dek kafasını kuma gömüp adayı kana ve teröre boğanları görmezden gelip; 1974 sonrası adada 52 yıldır sükuneti sağlayan Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı alınan bu kararlar tarafımızca kabul edilmemektedir.
Gelecek Süreç ve Haklı Talebimiz
Son günlerde gündemde Guterres ve Holguin’in yepyeni bir planı olduğu kamuoyunca konuşulmaktadır. BM’nin yeni bir plan ortaya koyma çabasında olduğu görülüyor. AB konu ile ilgili Kıbrıs’a özel temsilci atıyor. BM temsilcisinin ay sonunda adaya geleceği ve liderlerle görüşeceği yazılıyor.
Annan planından sonra toplumumuzu izole etmeye devam edip bizlere verdiği sözleri tutmayanlar, bugün yeniden bizlerle anlaşmak için masaya oturmaya çalışmaktadır. Konu hakkında kamuoyu ile ayrıntılı bir bilgi paylaşılmamaktadır. Sürecin nasıl olacağı, nereden başlatılacağı en azından bizler için belli değildir. Yaşadığımız bu özel günde Garantörlüğün ne olacağı bizler için çok önemlidir. Annan planında olduğu gibi sulandırılmış bir garantörlük anlaşması ya da NATO veya AB tarafından verilecek garantörlük tarafımızdan kabul edilemez.
Unutulmamalıdır ki Kıbrıs’ta Rumlar tarafından düzenlenen katliamların büyük kısmı BM’nin 04 Mart 1964 tarihli 186 nolu karar ile adaya ayak basmasından sonra gerçekleştirilmiştir. Bosna’da BM varken yaşananlar henüz hafızalardadır. Gazze yangın yerine dönmüşken BM, NATO ya da AB yaşanan bu soykırıma sadece seyirci kalmaktadır.
Bu nedenle 3 yıldır her platformda dile getirdiğimiz haklı talebimizi bir kez daha tekrarlıyoruz:
Türkiye Cumhuriyeti, biz ada dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin bir büyükelçiliğe ve konsolosluklara sahip olduğu yegane ülkedir. Bizler Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları olarak önümüzdeki süreçte karşımıza çıkacak yeni bir planda karar hakkımızı kullanabilmemiz için Elçilik ve konsolosluklarımız aracılığı ile oy kullanmayı talep ediyoruz.
Bu vesile ile Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından 20 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekatı’nın 52. yılında, aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnet ve şükranla anıyoruz. Kıbrıs Türk halkının Barış ve Özgürlük Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyor, topraklarımızda barışın ve özgürlüğün ilelebet yaşamasını temenni ediyorum.
Tolga ÜNSALDI
KIBRIS TÜRK KÜLTÜR DERNEĞİ Genel Başkanı
