Dünya bu zulme artık bir son vermeli
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) uygulanan izolasyon, 1983 yılında devletin kurulmasından bu yana uluslararası toplumun ve BM kararlarının etkisiyle ekonomik, siyasi, sosyal ve sportif alanlarda maruz kaldığı kısıtlamalar ve ambargolar bütünüdür. Bu durum, Kıbrıs Türk halkının dış dünyayla doğrudan bağ kurmasını engellemektedir. Ağılıkta ekonomik olmakla birlikte sosyal ve kültürel alanları içermesi bir toplumun tüm dünyadan dışlanmasını sağlaması amaçlanmaktadır.
Avrupa’nın demokrasi disiplininden dem vurduğu süreçte adadaki Türk halkının dünyadan izole edilmesi, en temel hayat gereksinimlerinden mahrum bırakılması ve yüzbinlerce kişinin spor oyunları dahil tüm uluslararası müsabakalardan uzak tutulması son derece gayri insani ve hukuk dışı bir yaklaşımdır. Kuruluşundan günümüze kadar haksız izolasyon ve ambargolara maruz bırakılan KKTC, günümüzde hala uluslararası alanda yalnızlaştırılmaya çalışılmaktadır.
Annan Referandumu kararının ardından Lüksemburg’da 26 Nisan 2004’deAB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi toplanmış, Kıbrıs Türk tarafına uygulanan izolasyonların sonlandırılmasını ve 259 milyon avro değerinde bir yardım gerçekleştirilmesini karara bağlamıştır. Bu kararın ardından da 7 Temmuz 2004’teKuzey Kıbrıs ile doğrudan ticareti öngören “Mali Yardım Tüzüğü” ve “Doğrudan Ticaret Tüzüğü” hazırlanarak konseye sunulmuştur.
Yapılan görüşmelere Rum tarafının müdahaleleri sonucunda, Mali Yardım Tüzüğü hariç Doğrudan Ticaret Tüzüğü kabul görmemiştir. Ayrıca Doğrudan Ticaret Tüzüğü, Türk tarafına doğrudan ticaret yapılmasının ancak AB üyelerinin tümünün onayı ile kabul edilebileceği şeklinde değiştirilmiştir. Öte yandan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan “İyi Niyet Misyonu” başlığı ile BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporunda, 1 Mayıs 2004 tarihinde Rum tarafının AB üyeliği ile edindiği haklardan Türk tarafının faydalanamayacak olmasındaki üzüntüsünü dile getirmiştir
Referandumda Rumlar tarafından hayır oyunun verilmesinin bu sonuca yol açtığını ve Rumların herhangi bir çözümü ve antlaşmayı istemediklerini belirtmiştir. Ayrıca Genel Sekreter, Türk tarafına uygulanan baskı ve izolasyonlara son verilmesi çağrısında bulunmuş, Kıbrıs’ta kalıcı bir çözümün siyasal eşitlik ve ortaklık temeline dayalı olması gerektiği ile birlikte, tarafların söylemlerinin değil, davranışlarının önemli olduğunu belirterek Rum tarafını eleştirmiştir. Fakat ne yazık ki bu rapor BMGK’de bağlayıcı bir karara dönüştürülememiştir.
Bugün karşımızda dünyada Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul edilen aslında sadece Kıbrıs Rumlarından oluşan üstelik AB üyesi bir devlet bulunmaktadır. 1960 da kurulan ortak devletimizi 1963 de fiili olarak yıkmalarına ve gerçekleştirdikleri terör eylemleri ile devletin tüm kurumlarından Kıbrıslı Türkleri dışlamalarına rağmen tüm dünya tarafından Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul görmektedirler. Kıbrıs’ta yaşanan 1963 -1974 arasındaki kanlı dönemi anlatmaksızın tüm dünyaya Kıbrıs sorunu 1974 Barış Harekatı ile başlamış şeklinde lanse etmekte ve 1983 de kurulan KKTC ile Kıbrıs’ın bölündüğünü söylemektedirler. Oysa ki 1974 Barış Harekatı öncesi 15 temmuzda Eoka’cı Nikos Samson tarafından gerçekleştirilen darbe sonucu adada Kıbrıs Elen cumhuriyeti ilan edilmiş o kanlı haftanın ardından Türkiye Cumhuriyeti garantörlük hakkının bulunduğu Uluslararası sözleşmelere dayanarak adaya çıkartma yapmış ve o günden bugüne dek süren barış ortamını sağlamıştır. Türkiye, bugün Güney Kıbrıs Rum Yönetimini bütün Kıbrıs’ı temsil eden “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak tanımamaktadır.
Ne yazık ki bugün gelinen noktada Kıbrıslı Türkler de Türkiye Cumhuriyeti’nin sunduğu güvenlik şemsiyesi altında ancak Türkiye Cumhuriyeti dışında hiçbir ülke tarafından tanınmamaktadır. Dünyasının başka yerlerinde de tanınmayana devletler bulunmaktadır ancak bizim kadar izole edileni yoktur. Bu sorun başta spor olmak üzere uluslararası tüm müsabakalarda karşımıza çıkmaktadır. Türkiye Cumhuriyetinde düzenlenen uluslararası organizasyonlara Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı altında katılan ülkemizde tanınmayan Kıbrıs Rum kesimi ve katılımcı Kıbrıslı Rumların yol açtığı sorunlar ne yazık ki devam etmektedir. 11–17 Ağustos 2026 tarihlerinde Türk Coğrafya Kurumu ev sahipliğinde gerçekleştirilen 22. Uluslararası Coğrafya Olimpiyatı’na (iGeo 2026) Türkiye’nin tanımadığı Güney Kıbrıs Rum yönetimi katılmış İstanbul’da düzenlenen madalya töreninde ise Kıbrıslı Rumlar tarafından bayrak açılmıştır. Elbette uluslararası organizasyonların kendi üyelik ve katılım kuralları vardır. Ancak ev sahibi ülkenin de kendi dış politika ilkeleri ve milli hassasiyetleri olduğu da unutulmamalıdır.
Yıllardır süregelen izolasyonların kaldırılmasının, hatta hafifletilmesinin bile engellenmesi, Kıbrıslı Türklerin görünmez kılınmaya çalışılması Kıbrıs’ta devam eden süreçleri iyileştirmediği hatta çabalara zarar verdiği sürece katılan taraflarca açıklanmaktadır. Dünyanın artık anlaması gereken temel meselenin Kıbrıs’ta bir çözüm istemenin yalnızca “çözüm isterim” demekle mümkün olmadığını bunun yolunun Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların eşit olduklarını ve eşit haklara sahip bulunduklarını kabul etmekle başlamak gerekmektedir. Dünyada var olan ve görmezden gelinen Kıbrıs Türkleri için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konsey tarafından izolasyonların kaldırılması amacıyla bir karar üretmesi artık şart olmuştur. Bugün geldiğimiz noktada Kıbrıslı Türkler için sporda , bilimde , eğitimde ve kültür sanat etkinliklerinde devam eden bu izolasyon zulümü artık sona erdirilmelidir.
Tolga ÜNSALDI
KTKD Genel Başkanı
